Sevgili okuyucular şu sıralarda Haçlı Seferleri’nin nedenleri,Anadolu Selçuklu’larını yıkan Moğol akınları, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi gibi konulara kafayı takmış durumdayım.TV’de Şeb-i Aruz törenlerini izleyince Haçlı birliklerinin geçiş bölgesi olan Anadolu’nun yıkılış ve anarşi zamanlarında ortaya çıkan Mevlana,Yunus Emre,Hacı Bektaş Veli gibi kutup isimleri hatırladım.Topluma mal olmuş bu şahsiyetler halka umut aşılamış, gerçeklerden kaçmaya çalışan insanoğlu her zamanki gibi kurtuluşu bilinçötesinde aramıştır.Hristiyan saldırılarının ardından zayıflayan Anadolu Selçukluları’nın doğudan gelen Moğol saldırılarıyla yıkılışı gelmiştir.
Tarafımdan yapılan nacizane tarih okumasının ardından sadede gelelim.Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından Çin yüzyılı diyebileceğimiz 21. asır bu dev güce karşılık Orta Asya ve Ortadoğu stratejik noktaları ve kaynaklarının kurulan yeni devletçikler sayesinde ABD tarafından hakimiyet hevesini içeriyor.Yerelleştirilen savaşların ardından bölünen ülkelerde (Irak-Afganistan-Pakistan) Bölgesel Kürt Yönetimi’ne benzer tampon siyasi yapılar devşirilmekte.Çok kutuplu dünya hipotezinin dayandığı son 20 yılda ABD’nin tek süper güç olmasına karşılık Çin ya da Rusya’nın dengeyi oluşturacağı fikri tazeliğini korurken değişmeyen tek şey Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasında küresel bir devletin terörü yaratan güç olarak sahne almasıdır.Ekonomik krizi bile kaldıraç olarak kullanan bu düşüncenin Obama döneminde tıpkı Haçlı Seferleri’nde olduğu gibi amaçlarına ulaşıp ulaşmayacağı bilinmez ama Filistin-İsrail anlaşmazlığı gibi konular çağlar boyu süren davaların dini arka planını gösteriyor.
Haçlı Seferleri sonrası Anadolu’da Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri atıldı.Üstelik hedeflenin aksine Osmanlı hakimiyeti aşağı yukarı 1300′lerin ortasından XX. yüzyılın başına kadar Avrupa’da hüküm sürmüştür.Anadolu Selçukluları’nın ulaşamadığı bölgelere yerleşen Türk hakimiyeti 400 senelik bir zaman süresince egemenliğini karşıt güçlere kabul ettirdi.
Şanlı tarihimiz deyip sahte övünmelerin arkasına sığınmadan şunları söyleyeyim:Ne zaman Osmanlı bilimsel bilgiyi üretmekten uzak kaldı bu durum rasyonel olmayan düşünceye teslim olduğunun göstergesi sayılabilir.Fetihlerle, dirlik ya da tımar sistemleriyle gelirlerini arttırmamasının nedeni ise coğrafi keşiflerle bulunan ticaret yollarını Avrupa ülkelerine kaptırmasında yatıyor.İşte yeni dünyayı anlayamamak hatası çağlar boyu toplumumuzun yaşayacağı travmaları hazırlamıştır.Bana kalırsa gericilik-ilericilik kavgası şeklinde zuhur eden tartışma şehirli-köylü farklılığının artı değer üzerindeki hakimiyet kavgasından başka bir anlama gelmiyor.Çevrenin merkez üzerindeki baskısı Mustafa Kemal tarafından temelleri atılan Cumhuriyet kurumlarıyla birlikte halkı yönetime daha fazla katması sayesinde azalırken,yeni çatışma alanı devlet eliyle yaratılan sermaye kesiminin kendini daha adil bir ulusal gelir paylaşımından uzak tutmak istemesi olmuştur.SSCB’nin yıkılışının ardından dinsel ya da etnik kimliklerin bu kadar ön plana çıkarılması üretim ilişkilerinin yeterince demokratik hale getirilememesinde yatmıyor mu?