Haluk Selçuk

Hakimler ve Savcılar…

In Başbakan, Demokrasi, Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, iktidar, siyaset, toplum on Kasım 9, 2009 at 6:54 pm

Adalet Bakanlığı, Sincan 1. Ağır Ceza Hakimi Osman Kaçmaz ile YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na ihraç talebiyle yargı yolunu açtı.Bilindiği gibi Osman Kaçmaz, Kayıp Trilyon Davası’nda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için “şüpheli” sıfatını kullanıp yargılanmasını istemiş.Diğer kararında ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Abdullah Öcalan için “sayın” kelimesini kullandığı dava dosyası üzerindeki takipsizlik kararını kaldırmış idi.Siyasi iktidarın bağımsız addettiği her şeye karşı zaafı sebebiyle Osman Kaçmaz hedef haline gelmiş oldu.Bu süreçte Adalet Bakanlığı müfettişleri Kaçmaz makamında yok iken Sincan Adliyesi’ne baskın yaparak aleyhine delil toplamaya çalıştı.Telefonlarının dinlenmesine karşı odasına jammer cihazı da alan Kaçmaz dinlemelere engel olamayınca, Eminağaoğlu’nun başvurusu ile geçen hafta TİB’te arama yapılması kararını aldırdı.

Bardağı taşıran damla ise bu oldu sanırım.Türkiye’de kişileri kurumlardan ayırmak güç iş haline geldiyse bile Osman Kaçmaz dürüst bir hakim bana kalırsa.Siz bakmayın yandaş medyanın saldırılarına, eğer haklı olsalardı Kaçmaz’ın en ufak açığını bulduklarında üzerine çullanır,hayatını karartırlardı.Şimdi ise dürüst yoldan yapamadıklarını güce dayanarak yapmaya çalışıyorlar.Haksızlıklarını siyasi erkle kapatma uğraşısı içerisindeler. Aslında Deniz Feneri Davası’nı sümen altı etmek için bu kadar çabada bulunmaları adalet kavramlarının vicdanlarında ne kadar yer ettiğini gösteriyor.Bu pilav daha çok su kaldırır.Ergenekon Davası savcılarının dava boyunca suça yakın uygulamaları HSYK geçen yaz toplantılarına damgasına vurmuş idi.Hesaplaşma bitmemiş ki Kaçmaz ve Eminağaoğlu hakkında bu tür kararlar alınıyor.

Yargının bağımsız olmadığı herkesin bildiği bir sır.Ama yakın tarihimizde siyaset, hukuka bu denli fütursuzca müdahale etmemişti.Bu hukuk tacizine cesaret edenler adalet mekanizmasının bir gün kendilerine lazım olacağını akıllarından çıkarmasalar isabetli hareket etmiş olurlar.Sandıktan çıkan baskı partileri seçimleri kaybedince mahkeme koridorlarının müdavimi oluyorlar.Dilerim o davalardan birisine de Osman Kaçmaz bakar.

Bezini Sıkı Sar Paçandan Sızmasın…

In Türkiye, dış politika, kriz, siyaset, toplum on Kasım 9, 2009 at 8:43 am

Tayyipgillerin kankası Ahmedinejad Türkiye’yi ziyaret ederken diğer kanka Darfur Kasabı el-Beşir gelişini iptal etti.Böylelikle Abdullah Gül tarafından AB ve ABD’ye yapılan babalanmalar da boşa çıkmış oldu.Dışişleri Bakanlığı görevlilerinin zekamıza hakaret saydığım bahanelerle Kasap’ın gelişini meşrulaştırma çabaları İSEDAK Zirvesi’nde artık komik kaçmaya başlamıştı.

Batı’ya giden gemide Doğu’ya koşma girişimleri günümüz uluslararası arenasında biraz tuhaf kaçıyor.Bana kalırsa bölgesel ticaret dışında Suriye, İran,Ermenistan,Irak gibi ülkelerin her tarafı partner olsa kaç yazar? İç politikada zayıfladıkça dış politikadaki açılımlara sarılan AKP iktidarı çaresizlikten yaşadığı küllerinden yeniden doğma sancılarını bizlere de yaşatıyor.Uluslararası dengelerin Doğu merkezlerine doğru hareketlenmesi hemen bir eksen kaymasını getirmiyor.ABD-AB ekseni hala önemli bir güç.Bunu bilerek hareket etseler adamların ayaklarına kadar gitmezler.

Bilimsel bilginin, modern kuramların mebzul bölgesi Batı dünyasıdır.Bizler bu gelişmeyi tersine çevirmedikçe Doğu sadece kaynakları ve çatışmaları ile gündeme gelecek.Kadınların ikinci sınıf sayıldığı,eğitimin bireyleri meslek sahibi kılamadığı, üretim ve dağıtım mekanizmalarının ilkel düzeylerde kaldığı Doğu toplumları az gelişmişlik zincirini kırmak için bir çaba gösteremiyor. Din adı altında töre ve geleneklerin hüküm sürmesi ilkel toplumsal yapının evrilmesinden en önemli engeli teşkil ediyor.Bu güçlüğü yenmek ancak çağdaş bir eğitim politikası ile mümkün.Mustafa Kemal’in devrimlerinin önemi işte bu noktada ortaya çıkıyor.Sağol Paşam, senin açtığın yolda aydınlanma meşalesini beynimizde taşıyoruz.Karanlık kafalı adamların ışığına dayanamayacağı bu ışık halesi emperyalizmin, satılmışlığın, yozlaşmanın en büyük düşmanıdır aynı zamanda.

Bireysel Terör Ülkesi…

In Hayat, işsizlik, kriz, toplum on Kasım 8, 2009 at 6:23 pm

İşsizlik ve ekonomik sıkıntı gitgide artarak sosyal bunalım halini almakta.İnsanlararası ilişkilerin sadece maddiyatla ölçülmesi şaşkınlığı toplumun değer yargılarını alt üst eden ekonomik kriz ile el ele verince ortaya bu cinnet ve terör tablosunun çıkması şaşırtıcı olmuyor.Bireysel terörün suça teşne olan insanlar tarafından topluma yayılması domuz gribinin bulaşması kadar hızlı ve ölümcül bir hal alıyor.Buralarda durum iç karartıcı olsa bile dışarıda daha iyi değil.Özüne yabancılaşma yaşayan,doğadan kopartılmış insanoğlunun yaşam kavgası tezat biçimde kan dökerek savaşın vahşi rengine bürünüyor. Bu sayede yarının belirsizliğini koruması güvensizlik duygusunu besleyerek korkularımızı hayatımızda hakim kılmıştır.Hastalıkların, kirletilmiş doğanın, maddiyatlaşmanın aracın amaç olması tezatlığını yaratması insani yoksunluğumuza maddi yoksullukla katkıda bulunuyor.

Yani insan malzemesinin kendi toprağından ayrılması gerçeği özünden yaban kalan biçare bireylere kalabalıklar arasında yalnız olma ayrıkotluğunu usul usul yedirmekte.Bu uzlet duygusu iç yakıcı bir duygudur.Ki çoğu kişi bu durumdan kendini uzak tutmak için saplantılarına,uyuşturucu tutkunluklarına,yoldan çıkmışlıklara sarılır.Sadece acı veren gerçeği azaltmak içindir yapılanlar.Acıdan hazza varmak aymazlığına arabesk toplumun basamaklarından geçerek ulaşmak,artık hayatın nesnesi olmuş bireyi ölümün öznesi kılmıştır. Yaşamak acı veren bir duygu haline geldikçe ölüm kutsanır.İnsana dair ne varsa reddedilir bu süreçte.İçi boş ve kavrulmuş bu malzeme ile toplumun terörize edilmesi kolaylaştırılmıştır.Bu başarıda payı olan herkese çok teessüf ederim.

Hayatın özlü gerçeği doğada yatmaktadır.Bireysel terörün bu kadar azgınlaşması doğadan bağı kopartılmış insanın çaresizliği değil midir?Suçun sabit olduğu ama kimin haklı kimin haksız olduğu bilinemeyen bu toplum kurgusu kapitalizmin özene bezene yarattığı homo economicus gen biliminin iflas etmesi anlamına geliyor.Mutlu değiliz,zengin değiliz,huzurlu değiliz…Peki insan ne için yaşar?Dünya üzerinde adım atarken hayatın anlamını aramak olanca ağırlığıyla tahakkuk eden lüks tüketim vergisi midir?

Son söz:Bu yazıyı atmayın, lütfen ihtiyacı olan birisine verin…