Haluk Selçuk

IX. Haçlı Seferi…

In Hayat, Türkiye, ekonomi, işsizlik, kriz, siyaset, toplum on Aralık 19, 2009 at 11:21 am

Sevgili okuyucular şu sıralarda Haçlı Seferleri’nin nedenleri,Anadolu Selçuklu’larını yıkan Moğol akınları, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi gibi konulara kafayı takmış durumdayım.TV’de Şeb-i Aruz törenlerini izleyince Haçlı birliklerinin geçiş bölgesi olan Anadolu’nun yıkılış ve anarşi zamanlarında ortaya çıkan Mevlana,Yunus Emre,Hacı Bektaş Veli gibi kutup isimleri hatırladım.Topluma mal olmuş bu şahsiyetler halka umut aşılamış, gerçeklerden kaçmaya çalışan insanoğlu her zamanki gibi kurtuluşu bilinçötesinde aramıştır.Hristiyan saldırılarının ardından zayıflayan Anadolu Selçukluları’nın doğudan gelen Moğol saldırılarıyla yıkılışı gelmiştir.

Benim tüm bunlardan anladığım kabaca şöyle:Tarih boyunca gerçeklerden kaçmanın kılıfı hep dini gerekçelere saklanmış.Kafayı kuma gömmenin hemen ardından çevredeki gelişmelere karşı gösterilen toplu umarsızlık geliyor. Siyasi çözülüş ile toplumsal dayanışmayı kaybetme en son olarak varolma mücadelesine dönüşen bilinçlenme safhasını doğuruyor.Bu dalganın ilk adımı olan ekonominin daralması,geleceğe olan güvensizliği besliyor. Güvensizlik havası ile toplumsal kaosun genel hayata yayılması savaş koşullarının diğer özelliği.Eksik ya da fazla bilemem ama benim aklım yakın ya da uzak tarihimiz hakkında bunları söylemekte.Konuları daha çok bilgiye sahip olan isimlerden de dinlemek isterim.

Şimdi gelelim Haçlı Seferleri’ne (1095-1270).Görünür sebebi bölünmüş Hristiyan alemini kutsal Kudüs şehrini kurtarmak amacıyla biraraya getirmek olsa da bu amaç sadece ABD’nin terörle savaş bahanesine benzer biçimde karşılıklı çıkarların bileşkesini oluşturuyordu.İşin ilginç tarafı I. Haçlı Seferi Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un İstanbul’u Türklerden korumak amacıyla hristiyan güçleri daveti üzerine başlatılmıştı.Aralarında en başarılı olan bu seferdir. I.Kılıçarslan ve Selçuklu ordusu saldırgan seline yenilip İznik ve Antakya’yı Haçlı ordusuna teslim etmek zorunda kalmışlardır.Kudüs şehrini ele geçiren Hristiyan güçler halkın tamamını katledip yaklaşık 90 sene (Selahattin Eyyubi-1187) hüküm sürdüler.Bu seferlerde Ortadoğu’da kurulan çeşitli devletler 1200′lerin sonuna yok edildiler.Tarihçilerin Haçlı Seferleri üzerinde vardıkları ortak nokta ise ticaret yollarının müslümanların elinden alınmasıdır.

Tarafımdan yapılan nacizane tarih okumasının ardından sadede gelelim.Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından Çin yüzyılı diyebileceğimiz 21. asır bu dev güce karşılık Orta Asya ve Ortadoğu stratejik noktaları ve kaynaklarının kurulan yeni devletçikler sayesinde ABD tarafından hakimiyet hevesini içeriyor.Yerelleştirilen savaşların ardından bölünen ülkelerde (Irak-Afganistan-Pakistan) Bölgesel Kürt Yönetimi’ne benzer tampon siyasi yapılar devşirilmekte.Çok kutuplu dünya hipotezinin dayandığı son 20 yılda ABD’nin tek süper güç olmasına karşılık Çin ya da Rusya’nın dengeyi oluşturacağı fikri tazeliğini korurken değişmeyen tek şey Ortadoğu ve Orta Asya coğrafyasında küresel bir devletin terörü yaratan güç olarak sahne almasıdır.Ekonomik krizi bile kaldıraç olarak kullanan bu düşüncenin Obama döneminde tıpkı Haçlı Seferleri’nde olduğu gibi amaçlarına ulaşıp ulaşmayacağı bilinmez ama Filistin-İsrail anlaşmazlığı gibi konular çağlar boyu süren davaların dini arka planını gösteriyor.

Haçlı Seferleri sonrası Anadolu’da Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri atıldı.Üstelik hedeflenin aksine Osmanlı hakimiyeti aşağı yukarı 1300′lerin ortasından XX. yüzyılın başına kadar Avrupa’da hüküm sürmüştür.Anadolu Selçukluları’nın ulaşamadığı bölgelere yerleşen Türk hakimiyeti 400 senelik bir zaman süresince egemenliğini karşıt güçlere kabul ettirdi.

Şanlı tarihimiz deyip sahte övünmelerin arkasına sığınmadan şunları söyleyeyim:Ne zaman Osmanlı bilimsel bilgiyi üretmekten uzak kaldı bu durum rasyonel olmayan düşünceye teslim olduğunun göstergesi sayılabilir.Fetihlerle, dirlik ya da tımar sistemleriyle gelirlerini arttırmamasının nedeni ise coğrafi keşiflerle bulunan ticaret yollarını Avrupa ülkelerine kaptırmasında yatıyor.İşte yeni dünyayı anlayamamak hatası çağlar boyu toplumumuzun yaşayacağı travmaları hazırlamıştır.Bana kalırsa gericilik-ilericilik kavgası şeklinde zuhur eden tartışma şehirli-köylü farklılığının artı değer üzerindeki hakimiyet kavgasından başka bir anlama gelmiyor.Çevrenin merkez üzerindeki baskısı Mustafa Kemal tarafından temelleri atılan Cumhuriyet kurumlarıyla birlikte halkı yönetime daha fazla katması sayesinde azalırken,yeni çatışma alanı devlet eliyle yaratılan sermaye kesiminin kendini daha adil bir ulusal gelir paylaşımından uzak tutmak istemesi olmuştur.SSCB’nin yıkılışının ardından dinsel ya da etnik kimliklerin bu kadar ön plana çıkarılması üretim ilişkilerinin yeterince demokratik hale getirilememesinde yatmıyor mu?

Jétaime…

In Hayat, Türkiye, ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, toplum on Aralık 18, 2009 at 9:13 am

Herşeyin olumlu yönde değiştiği,insanların yüzünün güldüğü,çocukların karnının iyice doyduğu,kadınların eşlerinden artık şiddet görmediği hevesinde olan bir gökyüzüne uyandım.Yüreğimde daha coşkun bir insan sevgisi tomurcuklanıp sel olurken yarın korkusunu düşlerimden çıkarıp bir kenara fırlattım.Senin tuzun kuru,işsiz kalıp eve ekmek götürmek zorunda değilsin dediğinizi duyar gibiyim.Nereden biliyorsunuz?Aklının emeği olan yazıları insanlarla paylaşarak yaşama macerasını denemek kolay değil. Doğru bildiklerinizi yarına iz bırakmak adına bugünden yazıya dökmek, geçmişten kalan tortularla hesaplaşmak cesaretini içeriyor.

Edebiyat parçalamak derdinde değilim keşke o kadar aklı başında bir adam olsam.Yazmak o kadar güzel bir eylem ki o duyguyu yaşamayan birisine ne anlatırsanız boş.Tıpkı eşsiz bir resmi doya doya seyretmek, şahane bir kadına sahip olmak,seslerinden keyif dökülen bir şarkıya eşlik etmek türünden bir keyif bu.

Şimdi gelelim Türkiye’nin siyasal manzarasına.Sabah akşam DTP ile yatıp, DTP ile kalkıyoruz.Parti kapatma davasının ardından milletvekillerinin istifa kararlarından vazgeçme eğiliminde oldukları bildiriliyor.Hangi pazarlıklarla bu sonuca ulaşıldı bilinmez ama Türk toplumunun ikircikli ruh yapısı her çeşit değişimi olumsuz karşılama eğiliminde.Kutuplaşmanın çarşı pazara indiği,dünyayı yakalamaktan ziyade birbirini yok etmek amaçlı siyasi eleştiriler kaygılı ruh halinin göstergesi.Denklemin bir tarafında haksız edinilmiş servetler diğer yanında ay sonunu getirememek hesapsızlığı yattıkça geleceğe umutla bakmak düşü her kesimden insan için sanki ömürden çalınmış lüks tüketim vergisi haline dönüştü.

Yeni Dünya Düzeni’nin kaldıraç olarak ekonomik krizi kullandığı modern zamanlar insanın tüketilmesine odaklandığı için elimizde posası kalmış beşeri malzeme aslında kasırganın gözünü teşkil ediyor.İklim değişiklerine yol açan çevrenin acımasızca yok edilmesi insanın değerlerinden çalınmış emek vermeden köşeyi dönmek bencilliği değil mi?Kapitalizmin homo economicus türünden yaratmaya çalıştığı genetiği değiştirilmiş insan modeli nihayet iflas etmiştir.

Daha iyi bir dünyada varolmak hevesi düş değil.İnsanca yaşamak isteği ahiret kaygılanmalarından öte buralarda cennet yaratmayı hedefler.Hani bu cennet bu cehennem bizimdi ya ancak paylaşarak yaratabiliriz bu cenneti.Sizden isteğim cehennem meleklerini çıkartın atın hayatınızdan…

Önemsiz Adamlar Ülkesi…

In Hayat, Türkiye, ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, toplum on Aralık 17, 2009 at 8:35 am

Böylesine dolu gündemin akıllara ziyan yoğunluğu arasında berrak düşünen insanlara ne kadar çok ihtiyacımız var. Medyada yer alan magazinleşmiş tartışma konularının suya tirit olduğu o kadar açık ki.Her biri birer manken edasıyla gezinen önemsiz önemliler ülkenin boz bulanık gölgesine silik kişiliklerinin boyasını vurmaya devam ediyorlar.

Çanakkale’de karaya oturan gemiye benzer biçimde Türkiye fırtınalı sularda çapa tarıyor.Kaptanı beceriksiz,dümeni açılım düğümlerine dolanmış,köpekbalıklarına kan kokusu salan bu gemicik acil yardım sinyalleri vermeye hazır bir görünüm arz ediyor.Halen sağa sola babalanmalarla yürütülmeye çalışılan siyaset oyunu ekonomik depremle yaratılan SOS’ları dinlemeye hiç niyetli değil.”Kriz bizi teğet geçer.” rahatlığının toplumdaki izdüşümü ekmek kavgasının sokaklarımıza düşmesi ile sonuçlanmıştır.

Mesleksiz,eğitimsiz,işsiz,aç olan milyonlarca insan haklarını aramak için yola her çıktıklarında karşılarında kendisine benzer koşullarda yaşayan güvenlik kuvvetlerini buluyorlar.Hani gecekonduları yerle bir eden belediyecilerin oradakilere benzer ikametgahlarda oturması gibi bir şey bu.Herkes yaşam koşullarından şikayetçi ama sızlanmaktan başka yol bulamıyoruz.

Öğrenilmiş çaresizliklerin travmalarımızdan türediğini kabul edersek daha önce yaşadığımız acıları yeniden yaşamak hatasına düşmekten azade oluruz.Sabah akşam mahkeme suratlı adamların açılımdan bahsetmesi neyi değiştirecek,olmayan açılımı mı?Ya da bizlerin diline doladığı fakirlik edebiyatı hangi sağır duvarlara çarpıp ıssızlıkta kaybolacak?Kırk katır kırk satır ikilemi bu topraklardaki tek gerçekliğimiz olmamalı.Tarih boyunca önemsiz adamların önemli ülkeleri yönetmesi hep felaketle sonuçlanmış. Haydi,hep beraber toplu terapiye…