Haluk Selçuk

Gelecek Savaş Çağı ve Bizler…

In Türkiye, ekonomi, kriz, siyaset on Temmuz 11, 2009 at 8:16 am


Endüstri Devrimi, 1800′lü yılllarda modern kapitalizmi yaratan ekonomik çarkları harekete geçirmiş, kitlesel üretim bu dönemde sermayedarların karşısına sadece emekleriyle geçinen işçi sınıfını çıkarmıştı. Sosyalist düşünce kapitalizm karşısında zayıf durumdaki emekçiler için ihtiyaç duydukları ideoloji ile ideal dünya arayışını kağıt üstünde de olsa sunuyordu . Üretilen artı değeri paylaşma konusunda artık daha bilinçli ve örgütlü olan işçi sınıfı karşısında sermaye kesimi, muhafazakar güçler ile devletin desteğini de alarak yoluna devam etti. Kapitalizmin çok uluslu türevi emperyalizmin küresel pazar kavgası, enerji kaynaklarına hakim olma ya da stratejik nüfuz mücadelesi nedeniyle iki dünya savaşı çıkartması var olan ekonomik yapının büyük krizler yaratmadan hayatta kalamayacağı gerçeğini ortaya koydu.

Küresel Ekonomik Krizi, 1929 Büyük Bunalımı’ndan temelde ayıran ne olsa gerek? İki dünya savaşı arasında yaşanan bunalım, yerküreye önce Hitler Almanya’sını , büyük savaşın ardından ise SSCB’yi ödül olarak vermişse güncel buhranımız biz çalışanlara ve tüm Dünya ailesine ne gibi kötü süprizler sunacak? Borsalardaki çöküşle tetiklenen 1929 krizine benzer biçimde bu dönem krizi yine ABD’de emtia ve emlak fiyatlarının aşırı şişmesi ile yaratılan türev ürünlere dayalı kredilerin geri dönmemesi sonucu ortaya çıktı. Görünüşte finansal kriz olarak adlandırılsa da kısa zamanda üretim ekonomisini sarsacak duruma gelmişti bile. Dipten gelen dalga tsunami etkisiyle bankaları -Lehman Brothers-, kredi veren diğer kuruluşları -Freddie Mac-, dünya çapında endüstri şirketlerini -General Motors- iflas noktasına getirdi. Devlet kapitalizmini savunan Keynes ekonomisinin küresel çağa geri dönüşü böyle oldu.G-8′ Ülkeleri, piyasanın her sorunu en sağlıklı biçimde çözeceğini savunan Friedman türü yaklaşımları terkederek, esas görevleri fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez Bankaları vasıtasıyla faiz silahını kullanıp yerlerde sürünen talebi, dolayısıyla iktisadi hareketliliği yeniden diriltmeye çalıştılar.IMF ve Dünya Bankası bu hayat öpücüklerinin dünya çapında temsilcileri oldular ama belirsizlik hala had safhada. Dibi gördüğümüz sanrısıyla hareket ediyoruz. Krizin tepe noktası, bizim dibi bulduğumuz nokta ise o noktayı nasıl tespit edebiliriz? Büyüme, kapasite kullanımı ya da işsizlik rakamları bizlere geçmiş dönemin gecikmiş verilerini sunmakta. Gelmekte olan krizi göremeyen yönetimlerden gelecek günlerin neler getireceğini söylemelerini beklemek safdillik olsa gerek. Yaşanan karmaşayı yeni bir savaşlar döneminin geldiğini söyleyerek somut hale getirebiliriz. Halkların kendilerini ezen, yok eden bu ekonomik modele isyanlarını değişik biçimlerde görebiliriz.İstikrarın yeryüzü cenneti kadar uzak olduğu bir noktadayız bana kalırsa.

Küresel Kriz, tüketim ekonomisinin sonunu getirmiş olmasın dostlarım? Modern hayatın getirdiği tüket-at anlayışı, insanlığa ve çevreye verdiği zararlarla Batı türü gelişmenin artık sıfırı tükettiğinin karinesi değil mi? Türkiye’yi yönetenlerin bu can yakıcı değişime ayak uyduracak kapasiteleri olmadığını son 1 aydır süren tartışmalardan anlamak mümkün. Solun tekrar 19. yüzyılda olduğu gibi kitlelere umut, sağ politikalara gerçek anlamda alternatif olması dileğiyle.