Haluk Selçuk

Archive for Kasım, 2009|Monthly archive page

Minareden At Beni İn Aşağı Tut Beni…

In dış politika, ekonomi, Hayat, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 30, 2009 at 7:24 am

İsviçre’de 6 aydır süren minare tartışmaları dün yapılan referandumla sona ermiş oldu. İsviçre Halk Partisi ile bazı politikacıların işbirliği sayesinde kotarılan oylamada %58 oranında İsviçreli yeni minare yapımına hayır dedi.Oysa ülkede topu topu dört cami varmış.Anlaşılan yeni camiler minaresiz yapılacak.Şimdi oturup düşünelim,kara paranın meşhur aklayıcısı İsviçre neden böyle bir karara imza attı?Dört tane camiye dört tane eklense bile nüfusu 8 milyon bile olmayan bir ülkenin bu amaçla referanduma gitmesi ilginç.Kendilerine demokrasi dersi verecek halim yok, öyle olsa onlar gelir buralarda çalışırlardı.

Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte Avrupa çapında sağ görüşlerin ağırlık kazanması sorunun özünde yer alıyor. Yaygın işsizlik, durgunlukla elele verince kendilerinden olmayanı istemeyenlerin sayısı dünya ölçeğinde artıyor. Tıpkı bizim batı sahillerinde geçen hafta yaşananlar gibi.Tepkileri alt alta koyarsak sosyal resmin tüm renkleri bütün açıklığıyla ortaya çıkmış durumda.Bu renk cümbüşünün gitgide haki yeşile ve gamalı haç siyahına dönüştüğü açık. Dünya çapında geçim kaygıları kitleleri muhafazakarlığa itiyor.Ortaya karışık bu siyasi manzaranın hemen düzeleceğini beklemek yanlış olur.Ekonomi çarklarının yeniden büyüme yönünde ivme kazanması zaman alacak. İsviçre ülkesinin referandumla halka sorduğu konuları bizler tek taraflı dayatmalarla yaşıyoruz.Demokratik açılım süreci halkın rızasından uzak devşirildiği için toplumsal hareketlilik şiddet yönünde kendini gösteriyor.Gelir adaletsizliğinin etnik milliyetçilik hareketleriyle kendini gösterdiği modern zamanlar şiddeti tek meşru eylem biçimi haline getirdi.

Ekonomik demokrasinin kutuplaşmayı engellediği ortada.Bana kalırsa İsviçre, kişi başına geliri 30.000 $’ı geçen bir ekonomi olmasa Türkiye gibi iç çatışmaların mebzul toprağı haline gelirdi.Yaygın işsizlikle beraber başımıza örülen sözde demokratik açılım kampanyası iç çatışma ihtimalini güçlendiriyor.Halkın evine ekmek götürme kaygısını yüzyıllardır alttan alta süren bir karşıtlıkla örtmek isterseniz başınız büyük derde girmiş demektir,sizi ABD bile kurtaramaz.Hemen her yerde savaş zamanlarını andıran insan tepkilerini görüyoruz.Yapmayın, başınızı büyük derde sokuyorsunuz.Bu işin altından kimse kalkamaz.

Türk Sorunu…

In ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 29, 2009 at 10:49 am

Etnik milliyetçilik anlayışının kabardığı günler açlık ve sefaletin düğün bayram yaptığı dar zamanların prömiyeri gibi duruyor.Oral Çalışlar’ın bugünkü makalesinde değindiği gibi Türkiye’nin demokratikleşme süreci Kürtlerin kimlik ve özgürlük talepleriyle at başı gidiyor mu?Yazar,çoğu sol düşünceli insanın bu değişimi anlamakta güçlük çektiği iddiası içerisinde.Devamında Kürt ve Alevilik üzerinden yapılan tartışmalarda solun bu iki sosyal grup üzerinde özgürleştirici etkisi olması gerektiğini öne sürüyor.30 senelik çatışmanın ağalık düzeninin etkisini azalttığını, savaşın yarattığı atmosferin bu tür geri kurumların aksine ekonomik açıdan değişen, toplumsal hareketliliği hızla artan bir Kürt siyasi nüfuzunu yarattığı kanısında.

Benim bu konuda itiraz edeceğim birkaç nokta mevcut:

1-Küresel kriz çağında değişimin motor gücü ,makalenin başlığında değinildiği gibi, emek-sermaye (gelir dağılımı) çelişkisinin yarattığı toplumsal baskının etnik milliyetçilik kimliğinde kendini sunmasıdır.
2-Sırf Kürt halkının haklarını tartışıp geri kalan Türkiye tablosunu göz ardı etmek, diğer etnik kesimlere haksızlık olmuyor mu?
3-Üst gelir düzeyine sahip grupların toplumun geri kalan kısmından giderek uzaklaşması ekonomik kriz kökenli bir kopuş değil mi?Bu gruplar arasında hiç Kürt olan yok mu?
4-Sokağa taşmaya başlayan çatışma heveslisi Türk sağının,DTP benzeri siyasi Kürt hareketlerden ne farkı var?
5-Bu ülkede kendini dışlanmış,mağdur hissedenler sadece Kürtler ya da Aleviler mi?Ve sol siyasetin böylesi sorunlara gözünü kapaması gibi bir alışkanlığı yok mu farz ediliyor?
6-Ekonomik demokrasi sağlanmadan yapılan ABD merkezli, kanımca içi boş açılımların kutuplaşma yaratmaktan başka bir işe yaradığı görülmüyor mu?

Yaşananlar barış ya da demokrasi adı altında içten içe süren bir paylaşım kavgasının ekonomik krizle yeniden çevrilmesi olarak değerlendirilebilir.Tüm bunların ardından artık nurtopu gibi bir Türk Sorunumuz hasıl oldu.İktidar yorgunu olup,giderayak açılımlara zorlanan bir siyasi iradenin mevcudiyetini yarattığı çatışma kültürüne ödünç vermesi ikbal derdine düştüğünü gösteriyor.Değişimin Kürt halkına daha fazla özgürlük getireceğini savunanların o halkın dostu olduğuna inanmıyorum.Artan muhafazakarlık ile yozlaşmış sosyal hayat, işsizlikle elele verip azınlıklara kanlı yüzünü döndürdü.Bunun günahını herkes çekecek ama körükörüne hükümet ile ABD ve taşeron güçleri destekleyenler herkesten fazla suçlu.Tarihin kırıldığı anlardan birisini yaşıyoruz, kafese girmemek lazım.

Dubai K(e)rizi…

In ekonomi, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 29, 2009 at 8:07 am

Aşırı borçlanmaya dayalı büyüme modelinin iflasına Dubai sayesinde yakından şahit oluyoruz.Ödemelerini Mayıs-2010′a kadar ertelediğini ilan eden emirliğin başlattığı sarsıntı bayram telaşı arasında kayboldu.Finansal krizi, olmayan varlıkları kredi piyasasında türev ürün olarak satarak başlatanlara benzer şekilde El-Maktum mali gücünün çok ötesinde bir yükün altına girmiş.Krizin yeni safhası böylece başlamış oldu.Türkiye piyasası yaşananlara Salı günü tepkisini gösterecek.Ben, dolar kuru ve faizde yukarı yönlü,borsada aşağı yönlü hareket bekliyorum.Yakın zamanda mali sıkılaştırma tedbirlerine ek olarak sert parasal önlemler gelecek.

Şimdi zurnanın zırt dediği yere gelelim.Ne zamandır fakir gibi kazanıp, zengin gibi harcadık.Dubai Emirliği, bilinen en temel iktisat kuralından muaf olmadığımızı bizlere bir kez daha hatırlattı.Bireyleri israf edercesine tüketmeye çağıran neo-liberal ekonomik politikalar iflas etti işte.Üretim altyapısını verimli kılmayıp,eğitimli insan kaynağı yaratamayanlar buhranı daha şiddetli hissediyorlar.Çünkü bilimsel bilginin varolup, özgürce üretildiği toplumlar gerçek tedbirleri almaya muktedir.

Krizin anavatanı olan ABD’nin ise bu süreçte gelişmiş ülke sayılıp sayılmayacağı tartışılır.Başta Hazine ve FED olmak üzere önemli kurumlar gereken basireti gösteremediler.Bu fırtınadan en fazla etkilenen diğer ülkenin İngiltere olması mali derinliğinin ötesinde yükümlülük altına girdiğini gösteriyor.Her iki devlet de 11 Eylül Saldırıları’ndan sonra Irak ve Afganistan işgallerine birlikte karar verdiler.Savaş ekonomisinin getirdiği ağır yük, borçları ve durgunluğu had safhaya ulaştırdı.Üretimlerini adilce paylaşamadıkları gibi aşırı borç yükü yeni enstrümanlar yaratma ihtiyacını doğurdu.Batan firmaların zehirli varlıklarını mortgage kredileri üzerinden sokaktaki vatandaşa verilen para oluşturuyordu.Millet borçlu,devlet borçlu hep beraber batamayız deyip,tedbir paketlerini Eylül 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe koymaya başladılar.

Bu fırtınalı sularda savrulan Türkiye gemisi başıbozukluğun en somut örneğini sunuyor.Olmayan varlıkları halka satanlara benzer biçimde, ekonomik krize çare bulamayan siyasiler içi boş açılımları bizlere okutmaya çalışıyorlar.2006 yılından beri geliyorum diyen durgunluğu uyutmaya kalktıkça sorunlar daha da içinden çıkılmaz hale geldi.Derin darbenin tsunami etkisi henüz yaşanmadı.2010 yılında bu dalgayı bekleyebilirsiniz. İnşallah, yanılmak üzere…

Çetin Altan’ı Okumak…

In Hayat, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 28, 2009 at 7:56 am

Milliyet Gazetesi’nin blog sayfasına katıldıktan sonra Çetin Altan okumaya yeniden başladım.Ne zamandır makale okuma ayrıcalığını unutmuşum.Hasan Pulur’lar,Oktar Ekşi’ler,onların yeni nesilleri Uğur Mumcu’lar ve yaşımın yetişmediği Babıali yokuşunun unutulmaz diğer isimleri…Gazeteci sınıfının kaypak dünyasında arkadan vurmaların daha az, yüz kızarmasının daha bir geleneğe bağlı olduğu gerçek tiyatro sahnesi.Kalem işçisi olma ayrıcalıklarıyla hergün dünyaya açılan pencerelerimiz onlardı.Henüz haber merkezleri casus merkezleri haline getirilmemişti. Gutenberg Çağı’nda devşirilen bilgi zaman içerisinde insan aklı ve emeği sayesinde, taze mürekkep kokusundan internet ortamına aktarılmış Boolean cebiri haline dönüştü.Elektronların ışık hızıyla yer değiştirdiği bilgi otoyolları döneminde okeye dönmek için faydalandığımız sanal mecra hayatın yerini alırken, ilişkilerimiz, alışkanlıklarımız, törelerimiz değişen ekonomik altyapı ile daha bir gün ışığına kavuştu.

Emeğin öksüz bırakıldığı, sermayenin sırtının daha bir okşandığı paranın sıcak halinde kalemlerini kırsa bile satmayan silahşör gazeteciler şanlı isimleriyle Basın Ekspres Yolun’na miras kaldılar.Siz bakmayın kredilerle el değiştiren mass medya patronculuğuna.Onların finansal ilişkilerini kalemşörleri sayesinde rant kesiminden kotarma amaçlı çakallanmaları geçip gidecek.Üçüncü türden yakınlaşmalar tarzı gazetecilikten geriye kalansa anılan akıbeti Ali Kemal benzeri yüzsüzlükler olacak.Örneklerini daha çok kendimde gördüğüm şoklanmış kalem işçiliği ise herkese yazar olma ayrıcalığını sunan hiper çağın buza yazılmış tıpkı basımı.Ama gerçek yazarlar hayatın penceresinden bizlere bakmaya devam edecekler.Onların varlıkları bizlere huzur ve güvenin teminatı sanki.Yazar takımının nefes alması herkes için sıhhat işareti.

Kurban Kriterleri…

In ekonomi, Hayat, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 27, 2009 at 7:40 am

Hepinize iyi bayramlar dilerim.Şu saatlerde kurban kesmek için sırada bekliyor olabilirsiniz, aman hayvanlara fazla eziyet etmeden canını alın.Sevap kazanalım derken geleneksel kurban ibadetini milletin gözü önünde kanlı bir et yeme ritueline dönüştürmesek ne güzel olur.Desenize insan varoluşuna yeterince imkan tanınmayan bu topraklarda doğanın önemini tartışmak, Greenpeace üyelerinin kendilerini zincirledikleri eylemler kadar boz bulanık kalıyor.Trafik kazalarındaki bilanço ise dün geceki rakamlara göre iç burkucu:26 ölü…İnsanın kim kurban kim değil, diye düşünesi geliyor.Lütfen yollarda dikkat edin!

Bilindiği gibi Başbakan 7 Aralık’ta ABD’ye uçuyor.Üstelik adamlar kendisini dört gözle bekliyorlarmış.Ben de haberlerin yalancısıyım.Tek kişilik dev kadro olan Başbakanımız, bu gezisinde ABD ile hafif tertip kapışacağa benziyor. İsrail ile çatışma siyaseti,İran’a yaklaşma çabaları,Kaddafi ile kolbastı yapmak… bunlar Batı Dünyası tarafından pek hoş karşılanmıyor.Türk siyasetçilerinin aksine adamların ne düşündükleri ne yapacaklarının teminatıdır.Kendilerine yakın olan iktidarları kullan-at mantıkları ile çok kişiyi harcamışlardır.Üstelik şimdiki zamanda iktidarı avuç avuç alkışlayanlar işler sarpa sarınca karanlığa karışacaklar.Türkiye’nin tüm ülkelerle karşılıklı çıkarlara dayalı iyi ilişkiler kurması bölge barışı için doğru ve önemli adımlar.Yanlış olan konu tek taraflı tavizlerin hepimizi bağlaması.Tıpkı Rumlara limanları açmak,Ermenistan ile -Azerilere rağmen- sonucu olmayan anlaşmaları imzalamak,AB memurlarına haddinden fazla değer vermek… örneklerinde olduğu gibi.Demokratik Açılımı da bu örneklere ekleyebilirsiniz.Birileri sizden birşeyler talep ettikleri zaman hayır diyemediğiniz için şimdi amok koşusuna benzer şekilde oradan oraya uçmanız sizi bilemem ama uzun vadede bize bir yarar sağlamaz.

Ekonomik demokrasiyi altüst ettiği için üstü örtülü çatışmaların sokaklarda hayat bulması, bu iktidarın en büyük günahlarından birisi.Siyaseti, cemaat toplantılarından, Meclis koridorlarından ya da sandık için açılan miting meydanlarından ibaret olduğunu zannetmek hayati hataları bana kalırsa.Dünya görüşlerinin sığlığı sayesinde krizin en derin noktasını adımlarken ABD patentli açılım girişimlerine kalkışmak kime ve neye hizmet etmektir?Eğer tüm bunlar bir kez daha iktidar olabilmek ya da Cumhurbaşkanı seçilebilmek içinse yandı gülüm keten helva.Bu işlerin bedeli ağır olur…

Ergenekon,Darbe Belgesi,Kafes… lokanta menüsü gibi saydıklarım hiçbir ciddi sonuçları doğurmadığı gibi askeri siyasete daha fazla dahil eden planlar.Eğer Silahlı Kuvvetleri gündemden tamamen çıkarmak istiyorsanız gelir dağılımını bir daha bozulmayacak şekilde düzeltir,halka insanca yaşama imkanı sağlarsınız.Bu saatten sonra attığınız tüm adımlar, tıpkı aşı konusundaki gibi, Türkiye’ye zarar veriyor.Bakalım bir daha sefere seçim pusulasındaki olmayacak duaya amin demenin baş harfleri ne olacak?Tekrar iyi bayramlar…

İyi Bayramlar…

In Hayat, Türkiye, toplum on Kasım 26, 2009 at 11:11 am

Yazmaktan bayramlaşmayı unuttuk.Herkese sevdikleri ile iyi bayramlar dilerim…Her günümüz bayram gibi geçsin!

Altın,Petrolün Yerine mi Geçiyor?

In ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 26, 2009 at 8:47 am

Krizin hemen öncesinde, 2008 Temmuz ayında petrolün varili 147 $’a kadar yükseldi. Orada durup durmaması önemli değildi amma gelinen rakam tehlikeli bir şeyler olacağını gören gözlere işaret ediyordu.Eylül 2008 tarihinde yatırım bankası Lehman Brother’s batınca sonunda küresel finansal krize adım atılmış kabul edilmiş oldu.Oysa kriz ne zamandır dünya üzerinde kötücül etkisini sürdürmekteydi.Şimdi sırada kanatlanmaya başlayan altın var.Doğu ülkelerinin rezervlerine değerli maden ekleme istekleri fiyatları uçuruyor. En son %2′lik yükselişle 1192.60 doları gördü.

Petrolün yerine altın mı geçiyor, sorusu biraz başlık cazibesi sağlama koksa bile emtia fiyatları ne zamandır köpüklenmiş duruyor.Bu köpüğün elbet bir gün söneceğini öne sürmek için ekonomi eğitimi almanız gerekmiyor.Bakış açımızı dolar-faiz-borsa üçlemesinden kurtarırsak önümüzdeki günlerde para politikalarını sıkılaştırmaya başlayacak olan ABD ve AB ekonomilerinin yükselen dolar faizleri vasıtasıyla -cari açık veren Türkiye’ye eksen değişimini de bahane edip- kriz boca edeceklerini kestirebiliriz. Gamlı baykuş olma sevdalısı değilim ama T.L. karşısındaki gerçek fiyatı en azından 1.60 olması gereken dolar kuru dışarıda yükselen faizlerle birlikte sıçrama yapabilir.Körfez ülkelerinden ya da varlık barışından gelen sıcak paranın emanet gibi durup durmadığını o zaman daha sağlıklı test edeceğiz.

Ekonomi sallanırken siyasetin rahat duruşta gezinmesi mantıksız değil mi? Bu çalkantının ilk hazırola geç komutu ise altın fiyatının 2.000 $ eşiğini geçmesi ile tetiklenecek gibi.Alimin sustuğu yerde cahil konuşurmuş ama belirsizlik dönemlerinde ekonomik nostradamusluk yapmak zorunda kalıyoruz.Kendi adıma çakma ekonomistlerin zırvalarından bıktım.Üretim ilişkilerine yeterince eğilmeden, bu ilişkilerin dayandığı tarihi arka plana bakmadan sağlam bir Türkiye okuması yapmaya çalışmak hüzzam makamında bestelenmiş bir İsmail Y.K. şarkısı kadar derinlik taşıyor.

Dünya gerçek bir altüst oluş yaşıyor.Değişimi anlamak için gerçekleri kabul etmemiz lazım.Ekonomisinin yarısı kayıtdışı bırakılmış,karapara ve suç kültürünün toplumu mafyalaştırdığı modern Türkiye nicedir birilerinin sosyal laboratuvarı haline getirildi.Sadece iktidara kızıp, Başbakan’a yüklenmek bizim siyasi geleneğimiz olsa bile bu işin sorumlusu sadece Tayyip Erdoğan mı? Bence siyasi liderler bizlerin sürüş güvenliği sağlamayan prototipleri.Bu prototiplerle ileri sürüş teknikleri kotarmanın ne kadar sağlıklı olduğu ise ortada.

Deli ile Kuyu…

In ekonomi, işsizlik, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 25, 2009 at 9:26 am

Bu sabah itibariyle memurların bir günlük işe ara vermesi başladı.1 milyona yakın kamu çalışanının katılacağı plan sanki grev öncesi bir çeşit uyarı hareketi. Ardından işi yavaşlatma tarzı girişimler beklenebilir.Eylem en çok devlet dairelerinde işi olan vatandaşı zorlayacak.Allah kolaylık versin! Bu saatten sonra halkımızın yoksulluktan bezerek sokaklara dökülmesi türlü çeşitli bahanelere bakıyor.Bu bir maç olabilir,DTP konvoyu olabilir,düğün bahşişi olabilir,protesto yürüyüşü olabilir…Bana göre nefret kültürünün topluma bu kadar hakim olması çaresizlik hissinin bireye dayattığı kendini koruma refleksi.Yıllardır hüküm süren ekonomik şiddet insan doğasını eze eze bu hale getirildik.

Biz ekonomik fay hattının üzerinde oturuyoruz.Yakın zamanda şiddetli toplumsal hareketleri üretecek böylesi bir kırılma üretim ve adil olmayan paylaşım ilişkilerinin duvara toslamasından başka bir anlama gelmiyor.Ne zamandır Ergenekon,Darbe Belgesi gibi gündem ayarlarıyla meşgul olurken halkın açlıkla savaşını göremedik.Bir Jose Saramago romanında konu edildiği gibi toplumsal körlükten muzdarip basiret özürlüler olup çıktık. Yoksullaşmanın getirip kotardığı yozlaşma sosyal değişimin muhafazakarlık zırhına sığınmasıyla son bulmuştur.Siz bakmayın etnik milliyetçilik gösterilerine tüm bunlar çıplak ücretin giydirilmiş fakirliğe yenik düşmesinin acı bir sonucu.

Yaşanılan değişim, piyasa ekonomisinin sermayeye serbest iken emeğe yasak edilmesi yüzünden başlayan krizle doğdu.Yeni Dünya Düzeni, coğrafi sınırlarına aldırmadan ulus devletleri dev şirketler adına peşkeş çekerken yarattığı savaşlarla hegemonyasını yerkürede sabit kılmak amacında.1 milyar insanın açlıkla boğuştuğu bir Dünya düzeni baştan aşağı değişmeli.Sokaklarımızın eylem tarlası haline dönmesi işte bu paylaşım kavgasının siyaset sahnesinde ses bulamamasından kaynaklanıyor. Açılımlara böylesi yanlış zamanda başlatılması bir delinin kuyuya taş atması ile etrafta çıkartacak akıllıların olmaması örneğini bana hatırlatıyor.Mevlam ne eylerse güzel eyler.

DTP Konvoyu…

In ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 24, 2009 at 8:42 am

İstanbul’da yoğun sise rağmen açık sayılabilecek trafikle işe geldik.Ancak TEM-Bahçeşehir yakınlarında ardımızda büyük bir trafik kazası bırakmışız. Kazaya uğrayanlara geçmiş olsun dileklerimi sunarım. Memleketin siyasi havası tıpkı İstanbul’un sisli puslu sabahlarına benziyor.Geçen Pazar günü DTP Genel Başkanı Ahmet Türk,İzmir’e gitti.Parti konvoyu seyir halindeyken bazı kişiler tarafından saldırıya uğradı.Saldıranların çoğunluğunu MHP taraftarlarının oluşturduğu ise malum.

Yazımıza devam edelim.Son yaşanılanlardan çıkardığım sonuç şöyle: Yönetemeyen demokrasimizin yalancı gebelik sancıları ekonominin su kaçırmasıyla daha da ayyuka çıkmıştır.Siyasetin basiretsiz açılım girişimleri arasında yoğun işsizliğin baskıladığı sosyal toprak mayınlı arazilere sebebiyet veriyor.Kaosun matematiği olmaz.Türkiye’de krizin heryüzü kendini gösterirken iç çatışmalara yol açacak davranışlardan tüm tarafların uzak durması gerekir.Geçmişte olduğu gibi gerginlik ve çatışma kültürü günahsız insanlara zarar veriyor.

DTP’nin nasıl bir siyasi kimlik taşıdığı ortada.Parti örgütünün PKK’nın siyasi ve askeri şubesi olarak çalıştığı su götürmez bir gerçek. Açılım sürecinde sürekli İmralı’yı işaret ederek barış girişimleri adı altında silahlı güce dayanma hevesleri kendilerinin etnik Kürt milliyetçiliğinin temsilcisi olmaktan başka bir özelliğe sahip olmadıklarını gösteriyor.Derin bir fay hattının ikiye ayırdığı Türk toplumu çatırdamaların etkisi altında ekonomik bağımsızlığını gitgide yitiriyor.

Küresel ekonomik krizle birlikte yepyeni bir Dünya’nın gerçek doğum haykırışlarını duyuyoruz.Ama toplumun geneline salgın hastalık gibi yayılan muhafazakarlığın getirdiği yozlaşma geleceğimizden çalmaya başladı.Umut diye sarıldıklarımız bizleri hayal kırıklığına uğrattığından beri kendimizi boş vermişliğin derin kuyusuna attık,debeleniyoruz.Yanlış adamların doğru işler kotardığı hiç görülmemiş.Tarihin kırıldığı şu anda değişimin ekonomik alanda başladığını anladığımız zaman gerçekler daha fazla gün yüzüne kavuşacak.Tüm bu bozulmalar gerçek düzeltme ile sonuçlanabilir, yeter ki bizler uyku mahmurluğundan silkenerek kalkalım.Siyasilerin müsekkin etkisi verin konuşmaları bizleri artık tatmin etmiyorsa, güzel günleri görebiliriz.Herkese iyi çalışmalar…

Erken Gelen 21. Yüzyıl…

In dış politika, ekonomi, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Kasım 23, 2009 at 7:20 pm

9 Kasım 1989: Bu tarihi, Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile Yeni Dünya Düzeni’nin kuruluş günü olarak ele alabiliriz. Duvarın sembolik yıkılışının hemen ardından iki Almanya birleşti ve bizler 1991 yılında SSCB’nin, Bağımsız Devletler Topluluğu’na dönüşerek dağılması ile Soğuk Savaş döneminin tamamen sona erdiğine şahit olduk. Başımıza neler geleceğinden haberdar olmadığımız için kuzey komşumuz Rusya’nın sefalete düşmesi bize fırsat olarak göründü.Devam edersek;gelişmelerden cesaret alan ABD,Ağustos 1990 ‘da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini bahane ederek Ocak 1991′de,1.Körfez Savaşı’nı başlattı.Savaşın doğal sonucu olarak Ortadoğu’da yaratılan ABD himayesinde bir Kürt devletçiğinden tutun da, saldırgan İsrail devletinin İkinci İntifada’ya yol açan şiddet periferisi Soğuk Savaş yıllarının göreli sakinliğini aratmıştır.Kısa sürede ABD, tek kutuplu dünyanın süper gücü olarak uluslararası sahnede yerini sağlama almıştır. Etnik milliyetçilik ve uluslararası terör Sovyet imparatorluğunun dağılması ile hız kazanmış,mikro savaşlar toplu katliamları, göçleri, açlığı ve hala devam eden çatışmaları tetiklemiştir.11 Eylül 2001 terörist saldırıları ise küresel güce değişmesi yönünde yapılan ilk uyarılar olarak düşünülebilir.Bu süre boyunca yaşananlar, kapitalizmin son aşaması olan küresel sermayenin yarattığı krizlerden hiçbir ders almadan yoluna devam ettiğini göstermiştir,ama nereye kadar?

Yeni Dünya Düzeni’nin savaşla ve kanla yoğrulmuş tek kutupluluğundan,Çin-Rusya-Hindistan-Brezilya başta olmak üzere BRIC ülkelerinin çok kutuplu dünyanın temellerini attığı makas değişimine ne zaman geçtik?Bana göre Eylül-2008′de Lehman Brothers yatırım bankasının batması, geliyorum diyen Küresel Finansal Krizin ABD ve Dünya için dönüm noktası oldu.1929 Buhranı’na benzer bir durgunluktan korkan zengin ülkeler, IMF-Dünya Bankası ve G-20 zirveleri ile diğer devletlerin taşın altına ellerini koymalarını sağladı.Tabii, bu yeni durumun bir karşılığı vardı. Obama başkanlığındaki tek süper gücün küresel imtiyazlarını paylaşması tavizi.Obama yönetiminin daha bir senesini doldurmadan Bush yönetiminden en önemli farkı diplomasiye daha fazla önem vermesi oldu.Kıt kaynaklarının farkında olan yeni başkan, krizle yaratılan çok kutuplu dünyadan azami faydalanma amacını taşımaktadır.Diplomasi sanatının hakkını vermek için her kültüre ve coğrafyaya göre barışçıl mesajlar kotarmakta,ustaca kamuoyu faaliyetleri ile diğer ülkelerde sempati yaratma gibi bilinen ABD makyajlarına devam etmektedir.

Yıl 2009,Kasım…Berlin Duvarı’nın yıkılışı üzerinden 20 sene geçti.Bizler yaşlandık,olgunlaştık,internet devrimi oldu, cep telefonlarından görüntülü konuşur hale geldik…Hatta PKK bile Demokratik Açılım sürecinde meşru hale getirildi.Kuzey Irak’taki oldubitti, yerini peşmergelerin ABD silahları ile düzenli ordu sahibi olma niyetlerine bıraktı. Bu arada kriz ile açılımların arasına sıkışmış Türk halkının işsizlikten,açlıktan,çaresizlikten bıkarak sokaklara döküldüğünü gördük.Ergenekon adı altındaki sahte cuntaların yanında ıslak imzalı, kuru gürültülü Darbe Belgesi planlarının Çiçekler gibi açtığına şahit olduk.Soğuk Savaş bitti, dünya değişti.Üzerinden bizim için koskoca sayılan 20 sene geçti.Dünya düzeni gözlerimizin önünde yeniden var ediliyor.Yıkıntıların altından başımızı kaldırıp bakarsak sadece bize ait olan ve kolay değişmeyen tek bir özelliğimiz var.Verimsiz üretim altyapımız ile eğitimsiz insan kaynaklarımız üzerine kurulu aşiret değerlerini hala koruyan toplumsal geleneğimiz.Yaşanan tüm gelişmeleri ekonomi biliminin gözüyle değerlendirsek yakın tarihimizin kendini tekrar etmekten bıktığını göreceğiz.Ama görünen o ki biz hala bıkmamışız.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.