Haluk Selçuk

Archive for Aralık, 2009|Monthly archive page

IMF Anlaşması…

In ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 31, 2009 at 10:46 am

Ali Babacan’ın açıklamalarına bakılırsa IMF ile sürdürülen görüşmeler sonuca bağlanmış,Ocak ayı içerisinde bir anlaşma imzalanıyor.Ben Eylül-Ekim ayları gibi imzalanır zannediyordum ama başı sıkışan hükümet artık dayanamadı.Merkez Bankası kasalarına Hazine’nin ucuz borçlanması için döviz girişine ihtiyaç duyuldu ve beklenen son:Sıcak para-faiz-borç üçgeninin kıskacında bitmiş bir siyasi iktidar yarınlarımızı ipotek altına almaya devam edecek gelişmelere imza atıyor.Her IMF anlaşması daha fazla zam,yokluk,gerginlik,toplumsal çatışma anlamlarında hafızalarda yer tutmakta.

TSK ile suikast iddiaları öne sürerek uğraşmak ateşle oynamaya benzer. Ben bu adamların cahil olduğunu tahmin ediyordum ama bu kadar akılsız olduklarını tahmin etmiyordum.Aslında ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Türkiye’de en geçerli değerler cehalet ve akılsızlık oldukça Tayyip Erdoğan’a kızsan ne değişir,kızmasan ne değişir? Bu topraktan bu kadar çömlek çıkıyor.

Kendi insanımıza çağdaş yaşam koşullarını sağlamadığımız için görmezden geldiklerimiz nicedir intikamlarını alıyorlar.Bir kişiyi önce hapse atıp sonra iktidara getirirseniz ondan ne kadar hizmet beklersiniz?Bilinçaltı en saf haliyle kendini korumak için herkesle işbirliğine girer. Tayyip Erdoğan’ın darbe hezeyanlarının altında acaba yeniden parmaklıklar arkasına girer miyim korkusu kök salmış durumda.

Korkunun ecele faydası yok.Yoksullluğa mahkum ettiğiniz kitlelerin desteği o çok güvendiğiniz dağlara kar yağdığı zaman lazım olacak.2010 yılında yaşanacak daha fazla karmaşa halkın sadece karnını doyurması amacıyla huzursuzlanmasından kaynaklanıyor.Daha geçenlerde Bursa’da 19 maden işçisi hayatını kaybetti.Maden sahibi bir gün bile hapse girmedi .TEKEL işçilerini ideolojik eylem yapmakla suçluyorsanız peki bu ne?

Bitmiş bir siyasi iktidarın giderayak yaptığı her anlaşma rahat koltuklarında daha fazla oturmanın son kullanma tarihlerini uzatmak amaçlı.Benim kafama takılan soru ise şu:Erken genel seçim yapılırsa iktidara daha iyi bir alternatif gelir mi?Mustafa Sarıgül,Deniz Baykal, Devlet Bahçeli aynı takımın yedek oyuncuları.Sol siyasete en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman aslında.Ama ne ortada yeteri kadar sosyal demokrat siyasetçi var,ne de bu siyaseti talep eden halk.

Hoşgeldin Yeni Yıl!

In dış politika, ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 30, 2009 at 8:51 am

2010 yılına bir gün kaldı.Bu mahallede erken öten horozu keserler ama ben gene de sizlere peşin peşin iyi yıllar dilerim.Yeni yılda her şey gönlünüzce ve mutlu olsun.

Bülent Arınç’a STK adlı G.Kurmay’a bağlı kuruluş tarafından suikast düzenlenme ihtimali Türkiye’deki kontrgerilla gerçeğini ilk defa gündeme getirmiyor.Aralık ayındaki Obama-Erdoğan zirvesinin ardından gelişmelerde düğmeye basılması toplumdan hükümete dönen basıncı azaltmaktan öte bir amaç hedeflemektedir.Konunun özünde Soğuk Savaş döneminde yapılan her askeri darbeden sonra iktidara gelenlerin güvenliği sağlamak amacıyla sivil-asker ayırmadan örgütü desteklemesi yatıyor. 1990′lı yılların faili meçhul cinayetleri,köy yakmaları,itirafçı kadroların yıldız timleri,Adil Timurtaş’lar,Abdülkadir Aygan’lar,Teoman Koman’lar hatta Hizbul-Kontralar… korku dolu günlerin isimleri olarak hafızalarda yer ettiler.

İşi gücü bırakıp casusluk oynamak kelli felli adamların bile ne hallere düşürülebileceğinin işareti.Akla ziyan işler sonucunda güç durumda kalanlar ABD merkezli senaryolara o kadar teşne ki kontr-gerilla türünden Susurluk,JİTEM,Ergenekon gibi yapılanmaların kökünün oralara kadar uzandığını düşünemiyorlar.Ülkemizde kontrgerillanın adının kısaltmasından sivil toplum kuruluş olarak algılanması şanına yakışır bir kısaltma komedisinin bir örneği.

Son günlerde yaşanan olaylar sorumlu görevlerde bulunan insanların bizleri yoğun gündem maddeleriyle oyalayarak tutarsızlıklarını, yolsuzluklarını,verdikleri sözleri unutturmaya çalıştıkları gibi bir izlenimi naçizane uyandırdı.Hakime kozmik odalarda belge arattırmak Türkiye’nin demokratikleşmesinde öte askeri siyasete daha fazla çekme amacını güdüyor.Tıpkı çeşitli illerde PKK eylemlerinin askeri sokağa çekme amacı taşıması benzeri.Bu arada şu konuya değineyim:Suikast ihbarının yurtdışındaki bir telefondan yapılması iki taraflı çalışan bir muhbirin varlığına işaret olabilir.

Ben size bir şey söyleyeyim mi;asgari ücretin daha yeni 729 lira olduğu bir ülkede demokrasinin toplam kalitesi askeri vesayetin standartlarından ötesine varamıyor.Literatürde ekonomik demokrasi diye bir sözcük yoksa bile sırf kendi insanımız için bu terimi ihdas edip,toplumun tüm kesimlerine çalıştıklarının hakkını vermeliyiz.Yoksa bitmiş iktidarın zavallı paranoyalarına tüm ülkeyi teslim etme aymazlığının faturası verilen zararın hesaplanamayacak bir krizle tüm topluma kesilmesiyle sonuçlanacak.Zaten istenen o.

Yerelleştirilen Savaşlar…

In dış politika, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 29, 2009 at 9:04 am

İran,Afganistan,Pakistan,Yemen,Irak… Ortadoğu ve Yakın Asya’da yer alan bu ülkelerden ikisi halen ABD işgali altında.Özellikle Yemen iç çatışmaların çok taraflı askeri müdahaleler düzeyine ulaştığı bir süreci yaşıyor.En son El Kaide bağlantılı Nijerya vatandaşı bir gencin Detroit seferini yapan yolcu uçağını havaya uçurma girişimi ile örgüt militanlarının yaşadığı iddia edilen Yemen toprakları Suudi ve ABD uçaklarının saldırılarına maruz kaldı.Şii-Sünni gerginliğinin yaşandığı ülkede İran ile S.Arabistan kendilerine bağlı güçler aracılığıyla bilek güreşi yapıyorlar. ABD’nin istihbarat örgütleri vasıtasıyla saha çalışması yapıp altyapıyı hazırladığı sınır kesiminde büyüyen istikrarsızlık tehlikeli sulara doğru yol almakta.

Gelelim İran’a…Aşure kutlaması amacıyla başlatılan gösterilerde muhalif lider Musavi’nin yeğeninin de dahil olduğu 15 kişi hayatını kaybetti.Ülkede bilgi giriş-çıkışı sınırlandırıldığı için sağlam haber kaynaklarına ulaşılamıyor.Haziran seçimlerinin ardından bir türlü durulmayan olaylar nükleer silah görüşmelerinde gelinen noktada İran devletinin elini kolunu bağlıyor. Pazarlığı sürdürmek amacıyla zamana oynama taktikleri 2010 yılıyla birlikte ABD tarafından ambargo gündemli paketlerle sonuçsuz kalabilir. Ortadoğu çatışmalarının sürekli tırmandırılması diplomatik sürecin sonuna gelindiğinin işaret fişekleri değil mi?GOP dahilinde işgalle ulaşılamayan hedefler;aynı dine,ülkeye,kültüre bağlı insanları birbirine düşman belleterek, ayrıştırıp yok etme stratejisi üzerine kurulu.

Açılım Süreci’nin Türkiye’de ulaştığı nokta,çatışma düzeyi bu kadar üst katmanlara ulaştığı için ABD açısından başarı sayılabilir.Hükümetin açmazlarını iyi kullanarak askeri köşeye sıkıştırmak taktiği darbe de dahil olmak erken genel seçimden öte siyasi sonuçlara neden olmasın sakın?Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan ve hakim eşliğinde kozmik odada devam eden soruşturma Türkiye’de bir ilk.Dikkat edilmesi gereken nokta ise iktidar tarafından demokratikleşme adı altında siyasi geleceklerini kurtarmak amacıyla girilen riskler askeri siyasete daha fazla müdahil ederek tam tersi etkide bulunuyor.

PKK’nın sokaklarda güç gösterisinde bulunması,AKP önde gelenlerinin TSK üzerindeki çıkışları orduyu siyasetin esas öznesi haline yeniden getirmiştir Ekonomik krize çare bulamayanlar işledikleri suçları başkalarına atarak sorumluluktan kurtulmak istiyorlar.Bu saatten sonra artık maç bitmiş, uzatmalar oynanmaktadır.Başbakan ve yakın çevresi koltukta oturma heveslerini sürdürdükleri takdirde paranoyaklık düzeyine varan korkuları bir bir gerçekleşebilir.Haydi hayırlısı!

Dökme Kurşun’un Yıldönümü…

In dış politika, işsizlik, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 28, 2009 at 8:38 am

İsrail’in 2008 yılının 27 Aralık tarihinde başlattığı ve bir aya yakın süren Dökme Kurşun katliamı 1434 Gazzeli’nin ölümü ile sonuçlanmıştı.Bu sayının üçte biri ise maalesef çocuk.Yaralıların sayısı 2500 civarında iken Hamas bahanesiyle yapılan saldırı Başbakan Olmert’in Ankara ziyaretinin hemen ardından gerçekleştirildi.Bu saate kadar Suriye-İsrail görüşmelerinde arabulucu rolü edinen Türkiye ile İsrail arasına karakedi girmiş oldu.Önce Şubat ayında yaşanan Davos tartışması,ardından Anadolu Şahini Tatbikatı’na İsrail tarafını davet etmemek,TRT’nin Ayrılık dizisi gibi konular sorunların üstüne tuz biber ekti.

İsrail devletinin Filistin ve tüm Ortadoğu’da hüküm süren saldırgan tavrı kendini koruma bahanesinde öte bir paranoyayı içeriyor.En son İran’ın nükleer silahlara sahip olma ihtimalini bahane ederek kamuoyu oluşturma çabaları sağcı Netanyahu hükümeti işbaşına geldiğinden beri artarak sürmekte.Filistinli Arapların aleyhine gelişen Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesi olası bir Filistin-İsrail barışının önündeki engellerden sadece birisi.İsrail saldırganlığının II.Dünya Savaşı’ndaki Yahudi gettolarına benzer biçimde Filistinlileri ambargo ve toplu tecrit altında tutması o dönem yaşadıkları travmaları kendilerinden zayıf gördükleri insanlara yaşatmaktan başka bir anlama gelmiyor.ABD işgali altındaki Ortadoğu topraklarında işgalle beraber yerelleştirilen savaşlar,iç çatışma konularına şiddet yoluyla çözüm bulunması ve terörist eylemler GOP ile gitgide büyüyen kanlı sorunların dışarıdan desteklendiğinin göstergesi.

İran’da Haziran seçimlerinden sonraki kargaşanın giderek artması nükleer silah görüşmelerinde ABD-İsrail tarafının elini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.Dini yönetimin ceberrutluğunu savunacak değilim ama Hatemi-Ahmedinejad ikilisine karşı büyüyen muhalefet cephesi İran devletinin dış saldırılara karşı kendini koruma refkleksini zayıflatmaktadır.

Türkiye’deki kozmik oda,devlet sırrı,suikast odaklı kargaşa dolu gündem Okyanus ötesindeki planların buradaki izdüşümleri.Aralık ayında Erdoğan -Obama görüşmesinin hemen ardından DTP’nin kapatılmasıyla başlayan süreç,sokak eylemleri, şimdi de suikast gerekçesiyle TSK’yı baskı altına alma girişimleri asimetrik psikolojik savaştan öte milli varlığımızın zayıflamış bir siyasi iktidar tarafından rehin alınması anlamına geliyor.Bu içi boş tartışmaların ardında büyüyen ekonomik kriz küresel güçlerin saldırgan planlarına destek olmaktadır.Yokluktan dolayı gitgide büyüyen etnik kimlik kutuplaşması Açılım adı altında senaryo olarak yazılıp sahneye konmuştur.Aklımızı başımıza devşirmenin zamanı;tüm bunların sonunda gelen gideni arattıracak gibi görünüyor.

Millet Sırrı…

In ekonomi, işsizlik, kriz, seçimler, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 27, 2009 at 8:52 am

Pazar sabahını ailenizle geçiriyorsanız ne mutlu sizlere.Hiç değilse benim gibi Pazar sabahlarını yazı yazarak yalnızlığınızı insanlarla paylaşmaya çalışmıyorsunuz.Dün gece Ankara’daki Özel Yetkili Başsavcılık ve görevli hakim ellerinde yeni bir mahkeme kararıyla Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı STK’yı tekrar ziyaret ettiler.Cuma geceki aramada askeri makamlar tarafından devlet sırrı gerekçesiyle savcıların sokulmadığı ve hakimin mühürlediği odada inceleme yapan adli görevliler suç delillerini aramaya devam ediyorlar.Kanıt olarak ne gibi unsurları aradıkları hakkında bilgim olmasa bile perde arkasında durup, kendilerinden korkan kişiliklerin paranoyaklık düzeyine varan asker tehdidi algılaması mevcut.

Bana kalırsa Ergenekon Davası’nda olduğu gibi bu soruşturmadan da bir sonuç çıkmayacak.Darbe Belgesi, Kafes Eylem Planı gibi ortaya karışık gündemle halkı bir süre oyalayan siyasi iktidar sorun gidermedeki çaresizliğini TSK üzerine suç yıkarak gidermeye çalışıyor.İktidar olup muktedir olamayanların çektiği hazımsızlık duygusunun göstergesi olan bu istihbarat savaşları: Haber merkezlerine askeri bilgi servis edenler,çift taraflı çalışan muhbirler,kara propaganda araçları ile andıç tarzı siyasi hedefler yaratan haberalma kuruluşlarının kamu hayatındaki cebelleşme hareketleri.Ortada paylaşacak rant kalmayınca tıkır tıkır üretemeyen ekonominin Fevzi İşbaşaran tarz-ı siyaseti Hafta Sonu kadar ciddiyet içeren haberlerle bulvar gazeteciliği seviyesine çekiliyor.

Şimdi sizlerle devlet sırrını paylaşmaktan vazgeçip herkesin bildiği sır olan milletin sırrından bahsedeyim.Halkımız aç durumda…Hergün ekmek kavgasına düşenlerin işsizlikle beslenen midelerine tuzlu suyla gargara yapmak gibi duran magazinleşmiş gündem krizle beraber iyot gibi açığa çıkmıştır.Bu sayede Veli Göçer konutları gibi ilk şiddetli depremle yıkılan kurumlarımız kağıttan kaplan olmak vasıfsızlıklarını iyiden iyiye ortaya koyuyorlar.Devlet ile millet arasındaki genetiği değiştirilmiş kulluk ilişkisi adil paylaşım mekanizmaları kurulmadıkça hukukun üstbelirleyici olduğu modern devlet-birey ilişkisine dönüşemeyecek.Bu suikast işinde bir çapanoğlu var ama, haydi hayırlısı.Gelecek günler neler gösterecek bekleyelim.

İstihbarat Savaşları…

In ekonomi, işsizlik, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 26, 2009 at 6:12 pm

Diyarbakır merkezli yürütülen PKK’nın Türkiye yapılanması KCK soruşturması devam ediyor.Sorgulamanın ardından aralarında Hatip Dicle gibi isimlerin de bulunduğu 23 kişi tutuklandı.Tutuklu bulunanlardan yedisi daha düne kadar Belediye Başkanı idiler.Kendilerine isnat edilen suçlar ise terör örgütüne üyelik ve terör örgütünün talimatları ile hareket etmek…DTP’nin kapatılmasının ardından hız kazanan KCK Soruşturması, Mayıs 2009 tarihinden bu yana aralıklı olarak gözaltılar ve tutuklamalar ile sürüyor.Dün,Diyarbakır Barosu önünde toplanan kalabalık bir grup arkadaşlarına destek amacıyla oturma eylemi düzenledi

Gelelim istihbarat savaşlarının suikast güdümlü Ankara gündemine.Dün gece savcılık makamı ve polisler Kirazlıdere’deki Seferberlik Tetkik Kurulu(STK) Başkanlığı’na baskın düzenledi.Bülent Arınç’ın evinin yakınında yakalan iki subayın odasında araştırma yapan savcıların talebi ile bir Ağır Ceza hakimi, 8 askerin tutuklanmasına karar verdi. Askeri makamların da eşlik ettiği baskın esnasında suikast iddiasıyla suçlanan subayların tutuklanıp tutuklanmadığı bilinmiyor.STK, Soğuk Savaş döneminde Sovyet işgaline karşı NATO tarafından kurulan,gayrinizami harp konusunda uzmanlaşmış sivil ve askerlerden oluşuyor.Örgütün adı 6-7 Eylül Olayları, Kıbrıs-Türk Mukavemet Teşkilatı direnişi örgütlenmesi,1 Mayıs Olayları ile birlikte anılıyor.Özellikle 1980 öncesi olaylarında aşırı sağcı militanlardan faydalanan STK,G.Doğu’da Kontgerilla ya da JİTEM olarak bilinen yapılanmanın çekirdeği aslında.

Şimdi gelelim sadede,Ankara’da ya da Diyarbakır’daki olayların ardında askeri pasifize etmek ya da üzerine varıp sokaklara çekmek amacı yatıyor olabilir.Doğu ve G.Doğu’daki sokak gösterilerinin bir parlayıp bir sönmesi PKK’nın siyasi iradesinin temsilcisi Kürt politikacıları vasıtasıyla somutlaşmasının işareti.Terör örgütü, her bahaneyi kullanıp sokakları birbirine katarken DTP kapatıldığı zaman neden dişlerini yeterince göstermedi?Bizden çok ayrı bir diyarın temsilcileri gibi konuşanlar o topraklardaki gerçek sorunların ötesinde neden sadece etnik Kürt milliyetçiliğine sığınıyorlar?Demokratik Açılım adı verilen su bazlı yaklaşımların terör maşası olmak haysiyetsizliğini üzerlerinde taşıyanların değirmenine su taşıdığı artık görünmüyor mu?

Gelişmeleri sadece ABD-PKK-DTP kısaltmalarına indirgememiz sorunun özünü gözden kaçırmamız sonucunu doğuruyor.Kürt Sorunu’nu etnik kimlik üzerine kurulmuş bir hak arama talebi olarak görmemiz gerekir bana kalırsa.Kendisini Kürt kimlikli olarak tanımlayan vatandaşlar oy verdikleri partinin kapatılmasını kendilerini yıllardır inkar eden devlet merkezli yaklaşımın kurbanı olarak kabul ediyorlar.Mağdurluk üzerine kurulmuş bu hak arama talebi kurucu kimlik olarak Cumhuriyet Türkiye’sinin Türk merkezli vatandaşlık modelini değiştirmenin peşinde.Kürt Sorunu’ndan türeyen PKK örgütünün siyasallaşma çabaları Demokratik Açılım sayesinde daha bir güç kazanmıştır.Siyasal açıdan mevzi kazanıp silahları teslim etmeden yaşama yollarını arayan örgüt,askerlik şubesi gibi çalışan DTP-KCK gibi oluşumları meşru hale getirip, kendisini barış görüşmelerinde taraf göstermeye yarayacak yasal kılıfları aramaktadır.İki Körfez Savaşı’nın ardından taşeron bir ülke adayı olarak yaşam bulan Kürt Bölgesel Yönetimi ise terör örgütünün silahlarını Türk topraklarına potansiyel tehdit olarak kullanmaya devam ediyor.

Ankara’da sürüp giden darbe planları,suikast girişimleri,casusluk oyunları tartışmaları aslında yetersizliğini ispat etmiş iktidar kanadı ile savunmaya çekilmiş asker arasındaki çatışmanın devlet katındaki yansıması.Ekonomik fay hattından türeyen depremler toplumsal kurumları her açıdan şiddetli biçimde sarsmaktadır. Yargının, işçilerin, memurların,emeklilerin,baroların hak arama talepleri arkalarında şiddet kullanma yeteneği olmadığı için AKP tarafından dinlenmiyor.Sokağın sesine kulak tıkamanın bariz göstergesi TEKEL işçilerinin eylemleri esas tehlikenin merkezden geleceğinin işaret etmektedir.Medyanın bazı isimlerine askeri belgeler servis edenlerin kollarının uzun olduğunu kabul etmek gerekir.İki güç odağı etrafında toplanan çatışma aslında vatandaşın yokluk-varlık kavgasının istihbarat örgütleri tarafından makyajlanmasına yaramıyor mu?Halkın adam yerine konmadığı, partilerdeki tek adam kaprisinin siyaseti toplumdan koparıp kulislerde dedikodu seviyesine indirmesi Türkiye’deki gerginliğin esas damarını gözden ırak etmemeli.

Eksen Kayması…

In dış politika, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 25, 2009 at 9:25 am

Ne zamandır Türk dış politikasının eksen değiştirip değiştirmediği konusu son ayların sıcak gündemini oluşturuyor. Başbakan ise son Suriye gezisinde Türkiye’nin komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirmesini normalleşme süreci olarak değerlendirdi.Türk menfaatlerinin Soğuk Savaş döneminde ABD müttefikliği uğruna komşularla hasmane ilişkilere rağmen yönetildiği 60 yıllık bir dönemden geliyoruz.Komşularla Sıfır Sorun stratejisinin sahibi Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı döneminde daha da geliştirilen yeni dış politika sınırlarımızın hemen ötesindeki ülkelerle iyi ilişkiler kurma amaçlı.Niyetin ameli meşru kıldığı öne sürülürse Azınlık durumundaki vatandaşlarımıza getirilen kolaylıklar, Ermeni Açılımı,Kürt Açılımı ya da Suriye ile vizeyi kaldırma konularında küresel güçlerin itiraz getirecekleri vaki değil.

Bana kalırsa fırtınanın gözünü teşkil eden ülke İran.Nükleer silahlara sahip olmanın İsrail üzerinde yarattığı tehdit duygusu 5+1 toplantıları,Rusya’nın araya girmesi ya da ABD tehditleri ile giderilemedi.Aksine İran barışçıl nükleer denemelere girişmeye devam edeceğini dünyaya ilan etti.Bu arada İranlılar uranyum zenginleştirme konusunda Türkiye’nin depo olması fikrini de kabul etmediler. Anlaşmazlığın ekonomik ambargodan öte askeri seçenekleri içeren tarafı olup olmayacağı görünür gelecekte açıklık kazanacak. ABD,Orta ve Doğu Avrupa’da füze kalkanı projesinde önceliklerinden taviz verip Rusya’yı yanına alırken hedefteki ülke artık İran olmuştur.Nükleer vuruş gücü kapasitesi söz konusu olduğunda BM Güvenlik Konseyi’nde Çin ile Rusya’nın bu devlete desteği gitgide azalıyor.

ABD ile kotarılan Model Ortaklık projesi yeni bir safhaya ulaşırken Irak’taki üçlü zirvenin terör açısından getirecekleri hususunda şüphelerim var.Esas sorun ise daha önce bahsettiğim gibi İran olacak.Ahmedinejad ile Recep Tayyip Erdoğan arasında Haziran 2009 seçimlerinde sonuçlarından sonra kendisini gösteren yakın ilişki Türk devletinin herhangi bir çatışma yaşandığında komşusunun yanında yer alacağı ya da en azından tarafsız kalacağı fikrini güçlendirmekte.Irak İşgali sırasında TBMM’nin tezkere oylamasında alacağı tutumdan daha ötesi ABD-İsrail tarafından olası bir İran’a hava saldırısı durumunda Türk kamuoyu tarafından şiddetli bir karşılık bulacağıdır.

Eksen kaymasının daha ziyade iç politikada yaşandığı öne sürülürse ABD destekli Demokratik Açılım ile yaşanan gerginliğin tüm aktörleri kapsamına alması dış politikada çeşitli açmazları da beraberinde getirecek.Kamuoyunda desteği gitgide azalan bir iktidarın dış sorunlarda uzun erimli kararlar alması ise gitgide güçleşiyor.İstihbarat savaşlarının hız kazandığı; darbe planlarının, suikastlerin,örtülü operasyonların üstüste adı geçtiği son günlerimiz kargaşa yaratma amaçlı bir psikolojik harp yöntemi gibi duruyor.Böylesi bir siyasi körlüğün diplomatik alana yansımayacağını öne süremeyiz.

Ortadoğu Çatışmalarında Genel Resim…

In dış politika, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 24, 2009 at 9:08 am

Yemen’de hükümet karşıtı güçlerin 5 yıldan beri devam ettirdiği ve 2009 yılının ikinci yarısından bu yana şiddetlenen çatışmaların Suudi topraklarına sıçraması İran-Suudi Arabistan arasında gerginliği arttırdı.Türkiye gündeminde yeterince yer almasa da iki ülke arasındaki Şii-Sünni gerginliği ABD’nin 2003 Irak İşgali’nde sonra bölgede Şii etkisinin artmasıyla güç kazandı. Yemen devletinin iç çatışmalarından türeyen savaş hali 2004 yılından bu yana en şiddetli aşamasına ulaşmış ve kriz artık uluslararası kimlik kazanmıştır.Geçen aylar içerisinde Suudi Arabistan devleti sınır ihlali yaptıklarını öne sürdüğü militanlara karşı Yemen topraklarında operasyon düzenlemiş,çatışmalarda şimdiye kadar en az 70 Yemen vatandaşı ile 73 Suudi askeri hayatını kaybetmiştir.

Haberlerden okuduklarımı sizlere ulaştırdıktan sonra Ortadoğu’da ABD saldırganlığının tetiklediği kanlı isyan hareketlerinin asıl nedenlerini irdelemeye çalışacağım.İran-Suudi Arabistan arasında zaten netameli olan ilişkilerin gitgide gerilmesi sadece Yemen Sorunu’ndan mı kaynaklanıyor?Terörizmin bu kadar yaygınlaşıp günlük hayatın bir parçası haline gelmesinde mevcut yöneticilerin ABD taraftarı veya sempatizanı olmasının büyük etkisi yok mu sizce?Bölgede etnik ve dini gerginlikleri kaşıyarak savaş ortamının yaratılması varlıklarını kan akıtılmasına bağlamış savaş ağalarına yaramaktadır.Ülkelerinin iç problemlerine dışarıdan yazılan reçetelerle çare aramak bizdeki Demokratik Açılım çuvallamasını akla getiriyor.

Bölgesel Kürt Yönetimi’nin merkezi Irak hükümetine kafa tutmasını Süper Gücü arkasına almasına borçlu olduğunu hepimiz biliyoruz.Keza Suudi Arabistan,Ürdün gibi bölge ülkelerinin parçalanmış Ortadoğu siyasetinin gönülsüz taşeronu olduklarını da.Gönülsüzler çünkü iktidarlarını içeriden ziyade dış güçlere borçlular.Demokratik olmayan siyasi yapıları yüzünden Arap Yarımadası monarşileri varlıklarını ABD güdümüne bağlı kalmayı gerektirmiştir.

Orta Asya’ya gelirsek;Afganistan-Pakistan siyasetinde Taliban’ın güç kazanması yerelleştirilmiş savaşların Pakistan’nın Belücistan eyaletini ve kuzeyde Swat Vadisi’ni kaplayan toprakları ülkeden ayırmayı amaçlıyor. Afganistan’da Hamid Karzai’nin yolsuzluklarla bezenmiş iktidarı, Pakistan ordusunun kendisine karşı darbe yapacağı öne sürülen Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari’nin zayıf yönetimi dini ve etnik çatışmaların vardığı boyutun göstergesi.İki ülkedeki Taliban unsurları ile El-Kaide örgütünün güçlerini arttırarak devam ettirmesi İran’ı kuşatma amaçlı plana destek olabilir.İstikrarsızlaştırılan Pakistan sayesinde Sünni Cundullah örgütü iç kargaşayla boğuşan İran için tehdit haline getirilmektedir.

Ortadoğu’da kanla yazılan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) sayesinde Türkiye, Demokratik Açılım adı altında makyajlanan cendereye sokulmaya çalışılıyor.Üstelik,PKK örgütünün nerede,nasıl yaşadığı tüm ayrıntılarıyla bilinip, Açılım nedeniyle sokaklara yayılan etnik milliyetçilik hareketinin iç çatışma tohumlarını beraberinde getireceği ortadayken.İçeride gitgide zayıflayan AKP iktidarının sözde darbe ve suikast girişimleri,aynı zamanda devlet kurumlarını karşısına alma bahasına keyfi yönetimini sürdürme çabaları ekonomik krizden üreyen siyasi krizi yönetmede başarısız kaldığının en önemli işareti bana kalırsa.Sakın sırada biz olmayalım?

Kimin Parasıyla Dış Gezi?

In dış politika, Hayat, işsizlik, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 23, 2009 at 9:20 am

Millet açlıktan,işsizlikten kırılırken yetkililerin taze gelinler gibi dış gezilere çıkmaları anlaşılır gibi değil?Ceplerinden beş kuruş para koymadıkları için o ülke senin bu ülke benim geziyorlar.Sonuç?Sıfıra sıfır elde var sıfır. Suriye, Arnavutluk, Libya,Ürdün bana vizeyi kaldırsa ne yazar kaldırmasa ne yazar?Avrupa Birliği,Makedonya,Sırbistan gibi değil üye, daha aday olmamış ülkelere vize kolaylığı sağlarken Dışişleri Bakanı ve ilgili diğer bakanların oturup kalkıp çifte standarttan bahsetmeleri kendi ülkelerinde neden oldukları durumu ifade ediyor.Üstelik adamlar duruma bakıp bize ağızlarıyla da gülmüyorlar.Temsil ettiği ülkeye yakışmayan insanların önemli koltuklara seçilmesi işte böyle küçültücü tablolara sebep.

Türk siyasi esnafının Ortadoğu’da devam eden çatışmalara katalizör işlevi görme hevesinde olmaları artık kaale alınmadıklarının göstergesi.Model Ortaklık yutturmacasının ABD tarafından bizlere yedirilmek istendiği sırada Tokat,Reşadiye saldırısının yapılması daha geçen gün toplanan Irak-ABD-Türkiye üçlü zirvesinin sonuçsuz kalacağının teminatıdır. Ülkemizde Ergenekoncu-F Tipi Yapılanmacı yapay ayrımını yaratanların kendilerine oy verenlerin sundukları güveni ranta tahvil etmeleri görmeye alıştığımız eski tarz-ı siyasetin ürünü.Son yedi senede yeni olan ise şu:Azınlık ideolojisine sahip mevcut iktidar varlık sebebini cemaatlere yaslanarak devam ettirme eğilimindedir.Yoksa işçi,memur,emekli,işsizler AKP zihniyetinin pek umurunda değil.Bu arada hesap etmedikleri konu şu: Ekonomik krizin yozlaştırıp muhtaç ettiği kitlelerin etnik kimliklerine sarılması ürkütücü gelişmeleri beraberinde getirecek gibi.

Şimdi Ankara, Arınç-Erdoğan-Gül üçlüsüne suikast girişiminin tasarlandığı iddialarıyla çalkalanıyor.Tekel işçilerinin eylemi Başkent’i sarsamazken, Başbakan Yardımcısı’nın evinin yakınında iki subayın yutmaya çalıştıkları krokilelerle yakalanması malum yerlerde yeni senaryoların yazıldığını işaret ediyor.Böylesi puslu havalarda darbe planları,suikast iddiaları,gizli tanıklar kara propaganda tertiplerinin yol haritalarından bilinen bir iki başlığı.Esas tehlikenin sokaklardan geleceğini düşünememek hesapsızlığı tehlikenin büyüklüğünün öncü göstergesi değil mi?

Hıyar Tarlası…

In ekonomi, Hayat, işsizlik, kriz, siyaset, Türkiye, toplum on Aralık 22, 2009 at 8:33 am

Dünkü yazımda Zeytinburnu-Belgradkapı otobüs durağında 40 yaşlarında bir kişinin donmuş cesedinin polislerce bulunduğundan bahsetmiştim. Sıcak yerimde oturup aynı konuya devam etmek istiyorum.Memleketin mutat önemli sorunları karşısında kayıtsız kalmak üzerinizde avatar -bir film- etkisi yaratmasın,yarın Sait Faik’in “Süt” hikayesindeki gibi hergünkü hayata berdevam.

Yurtdışında kiliseler yahut aşevleri kış ayazında sokakta kalmış insanlara sıcak yer sağlarlar.Bizde camiler neden aynı işlevi görmez?Bir kişinin hayatı vakit namazları da dahil boş olan camilerin hepsinden daha önemli değil mi?Üstelik ibadethanelerin elektrik,su giderleri devlet tarafından yani bizim vergilerimizle karşılanıyor.Ekonomik kriz evsizlerin sayısı arttırırken madem camileri sosyal mekanlar haline getirmek istiyoruz, Kuran kursu açmak bir işe yaramaz; işte size sivil toplum girişimi.Hristiyan cemaatinin İsa sevgisini insan sevgisine dönüştürmelerini niye biz de denemeyelim.İnsan sevgisi olmadan İslam dininin yaşayacağını söylemek boş laftır.Sakın din özel hayat alanıdır, herkes istediği gibi inanır demeyin .Yaşadığımız çağda din bir ideolojidir, hayatın her alanını kapsar.

Müslümanlığın sosyal adalet ilkesi Dubai merkezli yatırım fonlarına kapıları açmak ya da inşaat firmalarına gizli ortak olmakla geliştirilemez ki.Fakirlik azarak artıyor,daha dün Deniz Feneri, Mehmetçik Vakfı,LÖSEV gibi hayırsever! kuruluşların yöneticileri kendilerine kurban kesmeleri için verilen vekaletlerin bir kısmını kesmedikleri halde kesmiş gösterdikleri için polis tarafından gözaltına alındılar. Kapıdan dışarı her adım attığımızda Allah’a sığınmamız,bu türden sahtekarlıkların olmasına engel olmuyor. Sütsüzlere emanet edilmiş bir toprak parçası insana ne kadar değer verebilir ki?

Şaşırmanın bir anlamı kalmadı;ahlak değerlerini bozdur bozdur harca ekonomisinde varacağımız nokta işte böylesi bir bencillik destanı.Solun siyasette hadım edildiği, sosyal devletin ilkellik addedildiği için yaşam kalitemiz polislerin donmuş vücutlar taşıdığı Bölgesel Güç Türkiye palavrasına indirilmiştir.Zannediyorum hıyar sadece yazın yenilen bir bitki türü değil.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.