Haluk Selçuk

‘Uncategorized’ Kategorisi için Arşiv

Okyanus Ötesinden Sunulan Destek Hakkında…

In Uncategorized on Eylül 15, 2010 at 10:03 am

Referandum süresi boyunca PKK’nın 20 Eylül’e kadar sürecek olan eylemsizlik kararı kadar Fethullah Gülen Cemaati’nin Anayasa Değişiklikleri’ne “evet” kampanyası belirleyici etkide bulunmuştur. Başbakan -aynı zamanda taze Başkan adayımız” Recep Tayyip Erdoğan’ın Pazar akşamı yaptığı konuşmasında Okyanus ötesi yardımlara şükranlarını sunması verilen desteklerin sadece bu Cemaat’ten geldiğinin mi işareti?

Bana kalırsa gerçek destek ABD’den gelmektedir.Siyasi açıdan kullanacakları en iyi iktidar olarak AKP’yi görmeleri hem PKK’ya ateşkes ilan ettirmelerine hem de Pennsylvania üzerindeki direkt etkilerinden kaynaklanmaktadır.

Muhalefetin acizliğini ve BDP’nin boykot kararını bir kenara koyarsak referandum kararında en büyük dış etkiyi tepkimeye girmeden AKP’ye destek olan (katalizör)ABD yapmıştır.

Milli iradeye saygı duymak boynumuzun borcu.Milletimiz kararlarını verirken gerçekleri tüm çıplaklığıyla onlara göstermek de öyle…

Bilgi ve Algı…

In kriz, Uncategorized on Mayıs 15, 2010 at 9:56 am

Yaşadıklarımızdan edindiğimiz deneyimler olayları kavrayışımıza neden olan algılarımızı şekillendiriyor.Olumlu veya olumsuz yargılarımızı meydana getiren algıda seçicilik kavramı hayata bakış açımızın temel motifi sayılabilir. Düşünen aklın gerçek bilgiye ulaşma çabası sayabileceğimiz felsefe disiplini,ruhsal dinginlik,NLP,Uzakdoğu fikir demetleri…gibi kültürel kaynakları kullanarak algılarımızı yenileyip verdiğimiz kararlarda yaşayacağımız değişimi kolaylıkla gözlemleyebiliriz.Kalıpların durağan dünyasını yıkıp yerine değişimin dinamik yapısını koyarak insanın zengin kavrayış biçiminin zaferini sağlamak zor bir iş mi?Her verdiğimiz kararı birilerine danışmaktan öte doğru düşünce şeklini edinmek bizden sonrakilere miras bırakacağımız en kalıcı değer bana kalırsa.

Yarın bugünden daha olumlu bir bakış açısına ulaşmak gibi bir hedefimiz varsa beynimizi daha verimli biçimde kullanmalıyız.Düşünceler dünyasında ileriye dönük yolda atacağımız her adım yeni bir kişisel muzafferlik sayılmalı.Yaşamın sonsuz zenginliğinde maddi ya da manevi keşifler yapmak,umutla daha iyiyi aramak,bilgi dağarcığını genişletmek gerçek bilgiye ulaşan yolda atılacak en önemli ama bir o kadar minik devrimsel atılımlara bağlı değil mi? Soru sormaktan çekinmeden daha iyi bir kişiliği hak ettiğine inanarak yola çıkmak her günkü maceramızda mutlu bir anın bize sağladığı ayrıcalığı geri kalan tüm ömrümüzde saklamak keyfini getirecek.

Sakın sizlere karmaşık gelmesin cümlelerim.Özünde herkesin sahip olduğu bir şeyi taşıyoruz.Buna ruh,töz,öz adlarını verebiliriz.Dinsel ya da sipirütüel kavramlardan olanca kaçarak anlatmaya çalışacağım.İnsanlığın binlerce yıllık macerasında bize miras kalan bir çok kavram,kurum,davranış kalıpları veya medeniyet bizden 10.000 sene önce yaşayan büyüklerimiz sayesinde şekillenmişken teknolojik gelişmeler,sanayi devrimleri fiziksel varlığımızı özümüzden uzaklaştırdı.İnsanın özgürlük arayışında modernizm tuzağına düşmesi daha iyi bir hayatı hayal bile etmesini güçleştirdi böylelikle.Bilgiye ulaşma kanallarının çeşitlenmesine rağmen hayat tarzlarının yeknesaklaşması birbirine benzeme fetişinin eseri.Herkes Batı Dünyası ve bireylerine benzer biçimde yaşamak isterken yerel kültürlerin zenginlikleri bu sıradanlık furyasında kayboldu.Dillerin,kültürel kurumların,bambaşka bakış açılarının yitirilmesi insanlık ailesini birbirine düşman haline getirdi.Savaşlar,katliamlar,göçler,salgın hastalıklar,doğal afetler,nüfus patlaması… gibi problemler son 200 senede bu denli artmışsa aramızda imzaladığımız sosyal sözleşmenin değişmesi gerektiği gün gibi açığa çıkmıyor mu?Bunu değiştirecek ihtilal ise kişinin kendi hayatında başlayan bir kararla gerçekliğe kavuşabilir.Bu karar varlığımızı özgür kılmak azminden yola çıkan içgüdüsel bir adım bana kalırsa.

Yukarıda anlattıklarım doğadan uzaklaştıkça özüne yabancılaşan,yalnız bırakılmış insanın gerçek bilgiye ulaşma hevesine doğrudan bağlı bir durum.Bu yüzden algılarımızın gerçekçiliği ve onların değişebilmeleri son derece önemli. Algılarımızı yeniden biçimlendirirken yaşayacağımız ruhsal macera herkesin kendi hikayesini yaratabileceği bir mucizeyi müjdelemekte.Her anınızı bu umudu yeşertmek ve değişebilmek dileğiyle.

İmam…

In Hayat, kriz, siyaset, Türkiye, toplum, Uncategorized on Nisan 4, 2010 at 8:03 am

“Buyrun,ben Başbakanlık İletişim Merkezi’nden bilmemkim!” Kendi cep numaramı başına 150 ekleyerek aradığımda karşıma çıkan erkek sesine belki herkesin tahmin ettiği ama ihmal edip sormadığı şu soruyu düşürmüştüm: “Hocam telefonlar dinleniyormuş ne iş?”Sorumu ilk defada anlamayan adam iğreti sesi,kulağımda hala pas içinde duran kırık bir Türkçe ile bana gönlüğümü ferah tutmam gerektiğini böyle bir şey söz konusu olmadığını söyledi. Teşekkür edip telefonu kapatırken Radikal’de okuduğum haberin memurun söyledikleri kadar gerçek olabileceğini düşündüm.Dinlenme korkusu tüm toplumu sarmıştı.Gizli kulak haberleri darbe dönemlerinde ilkokulda okuyan benim için sıradan sayılırdı.Bu sefer tepki göstermemin nedeni sürekli gündeme getirilen,yasadışılığı bilinen ama resmi sayılan casus dinlemelerin başıma da gelebileceği ihtimali idi.Korkum falan yoktu.”Onlardan korkan onlar gibi olsun!” dedim içimden.

Osman Kaçmaz,İlhan Cihaner,Aykut Cengiz Engin,Yargıtay,Danıştay,HSYK…Santralleri dinlenen hukuk kurumları ya da aktörleriydi yukarıda saydıklarım.Adaletin zirvesine çıkmış isimler.2008 yılında İskender Ağa Cemaati’ne yönelik soruşturma yürüten İlhan Cihaner, Ergenekon Davası nedeniyle halen hapiste.Görevi yüzünden açılan davadan ise yargılanmaya yeni başladı.

Tarikat ve cemaatlerin istihbarat savaşlarına girmesi merak etmekle yetindiğim ama yabancı olduğum bir konuydu.Hastalık bahanesiyle halen ABD’de FBI koruması altında yaşayan Fethullah Gülen’in hakim olduğu grubun Emniyet’te “F Tipi Yapı” adı altında kadrolaştığını duyuyor,TARAF Gazetesi’ne haber servis edenlerin iç ya da dış istihbaratla alakalı kişiler olduğunu tahmin ediyordum.Yılların gazetecileri ya da yandaş isimler dururken zamanında Washington’da haber peşinden koşan Yasemin Çongar’ın başına atandığı gazetenin Mehmet Baransu isminde daha önce adı sanı bilinmez muhabirine çuvallar dolusu ve ilginç biçimde çoğu gerçek olan belgelerin verilmesi bana tuhaf geliyordu.Darbe bu değil miydi?Gerçekleşmeyen senaryolara dayanarak insanları hapse atmak sanki henüz sona ermemiş bir davanın intikamı gibi duruyordu.

Tüm bunların sekiz sütuna manşet olan ilavesi hükümet ve Gülen Cemaati arasındaki elle tutulur ilişkiydi.Bu işbirliği Samanyolu TV,Zaman Gazetesi ya da gruba bağlı diğer mecralarda açık açık görülmekteydi.Kader birliği etmiş siyasi iktidar ve dini topluluklar hasımlarını acımasız biçimde izliyor,mahkum etmeye çalışıyor ya da türlü çeşitli bahanelerle devlet gücünü kullanıp hapse tıkıyorlardı.Ergenekon Davası ise tüm bu süreçte kaldıraç işlevi görüyordu.

Türkiye yoksullaştıkça yabancılara düşmanlık besliyor,bir olmayı kaybettikçe kimlik kaygımız toplumu tam ortadan ikiye bölüyordu.Hrant Dink,Rahip Santoro,Zirve Kitapevi cinayetleri…Bu cinayetler:Devlet çekirdekli güç odaklarının aklı bozuk çocukları acımasızca kullanıp birilerine “Yeter! Yerinizde oturun problemleri fazla kaşımayın” uyarısını kin dolu intikam alayında taşıyordu.Cemaatleştikçe bölünüp güçten düşüyor,apartman yönetim kurulu toplantısında bile kavga eden insancıklar haline getiriliyorduk.

Para herkesin arasına girmişti.Baba-evlat,ana-oğul,karı-koca,abi-kardeş,sevgililer,dost-arkadaş…Herkesin gözünde bir numara olan;itin önüne atsan yenmeyecek bu renkli kağıt parçasıydı artık.Evet, ademevladının fiyatı insanlık pazarında haraç mezat belirlenmiş;çirkin bile para sayesinde güzelleşmiş,müptezel orospular namuslu olmuş,pazarlamacı pezevenkler işadamı,sanatçı ya da politikacı sayılmıştı.Fakirler arasında adı sanı duyulan ama varlığından pek haberdar olunamayan zenginlik hayali ihtirasla karışık sefaletle birlikte benlik duygusunu önüne katmış sürükleyip götürüyordu.Biz kimdik?Esasen kutuplaşmanın Kürt-Türk kavgası olarak kristalleşmesi bile varlık-yokluk kavgasından başka bir şey değildi.Bu arada varlıklılarsa halimize bakıp için için gülüyorlardı.Ne demeli?Dindar oldukça yalnızlaşıyor,insanlıktan uzaklaştıkça yoksullaşıyorduk.

Modern zamanlar,zavallı kumaşlardan dokunmuş yalnızlığa meftun ilişkiler sayesinde dar kafalılığı arşa çıkartırken,sanal silahlar kullanarak toplumu aptallaştırmanın mahvedici etkisini insanlar üzerinde seyretmek şimdilerde kolayca kotarılan bir keyif ehli eğlencesiydi.Halihazırdaki rezaleti sezemeyenler,duymak istemeyenler, diz boyu sığlığa din iman getirenler cehaletin üzerilerinde ne kadar şık durduğunu anlayamayan ve bize özgü bu halin faşist anarşizme özgü bir yaşam örtüsü olduğunu idrak edemeyen gönüllü sürgünler durumundaydılar.Haşa huzurdan,bu ülkede ekonomik demokrasinin çorak topraklarını silahlarıyla yaratanlar varolmanın zilyetliğini bireylerden çalıp iç savaşlara kurban etmişlerdi.Özgürlük bir sıkımlık canıyla sanata kan veremiyor,fersiz gözlerin aşk ikliminden uzak düşmüş besteleri,resimleri,heykelleri sanki yabancıların hayatından üzerimize dökülmüş mahremiyet belgeleriydi.Paylaşmanın tadına doyulmaz sevinci azrail gülümsemesine benzeyen bencilliğin kılıcı altında inliyordu.

Fazla mı edebiyat yaptım?Başından beri diyordum,bırakın yapayım!Edepsizlik hengamesi altında yaşarken sizinle sevinerek paylaştığım gerçeğe dair her söz en azından beni özgürleştiriyor.Bırakın çığlık çığlığa yazayım. Sancıların rezaletlerle örtülmek istendiği gün karanlıkları arasında yalnızlığımı sizlerle gidereyim.Benim ilacım, derdimin dermanı sizlersiniz…Gün gelir okumak kaygısını çektikleriniz arasında olursam kafamdaki intiharı yazarak yaptığımı belki anlarsınız.Kalemi yontup çıkaran,yazmazsa deli olan dehaların yanında adımız okunmaz elbet.En azından birkaç kişi okursa bile ne mutlu bana.

sHOWCASE OF wORDPRESS

In Uncategorized on Eylül 4, 2009 at 12:08 pm

Erken Seçim…

In Uncategorized on Eylül 2, 2009 at 10:49 am

Önce Açlık Sonra Açılım…

In Uncategorized on Ağustos 24, 2009 at 7:09 am

İşsiz sayısının gayrı resmi rakamlar+gizli işsizlerle birlikte 10 milyona yaklaştığını düşünün. Üretimin ilk altı ayda geçen yıla göre ortalama %-10 küçüldüğünü buna ekleyin.1 yıl sonra ise Dolar 2 T.L. olmuş, ne yaparız? Maaşlarımızın yabancı paralar karşısında yarı yarıya değer kaybettiği zaman ne yaptıysak onu.Öncekinden daha beter , daha beceriksiz, emanete layık olmayan, daha haris iktidarlardan birini getirip başımıza koyarız.Açılıma karşılık diyeceğim ise şu: Kürtleri bu kadar düşünen var ise onlara iş ve ekmek kapılarını açmak için niye 7 sene beklemiş?

Ayrımcılığın esasını gelir dağılımı bozukluğu oluşturuyor. Nüfusun eşit olarak alındığı sosyo-ekonomik(SES) statülere göre en üst düzeydeki gelir grubu pastanın hemen hemen yarısını alıyor, en alt düzeyin payı ise sadece %6-7.Kabaca nüfusun 15 milyonluk bölümü milli gelirin yarısı olan 400.000.000.000 (dörtyüzmilyar) $’lık rakamı elinde tutuyor.Rakamların doğruluğu-yanlışlığı bana ait olan bu paylaşım gerçeği ortada iken hangi açılım gelip bizim aramıza girer bunu anlamak mümkün değil?

Kanımca esas bölücülük budur. Ve insanca yaşam olanakları elinden alınmış toplumun değer yargıları, adalet anlayışı, öz saygısı tükenmiş bir görünüm arz eder. Belge-Açılım örneklerinde olduğu gibi psikolojik harekatlarla bu kitleyi her yöne doğru sürüklersiniz. Ama bir süre sonra gelişmelere hakim olamazsınız.Bugüne kadar iktidarı ellerinde tutanlar yapay ayrım tohumları ekerek bizlere hükmetti. Çare diye sarıldığımız her dal parçası yılan oldu , çıktı. Şimdi uyanma zamanı…

Şimdi demokrasiden umudu kesmeden gerçek alternatiflere yönelme zamanı.Sol siyasetin omurgasını teşkil eden eşitlik-özgürlük- adalet gibi temel değerler gün ışığına çıkarılmalı. Oylarımızla seçtiğimiz saltanatı yine oylarımızla yıkmalıyız. Sağ siyasetin kokmuş, aşınmış halk karşıtı toprağına solun çare olabilecek tertemiz fidanlarını ellerimizle dikelim. İnanın bana fakirliğimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok. Yeter ki tek ekmeğimiz olan umudumuzu yitirmeyelim.

Başlıksız…

In Uncategorized on Temmuz 18, 2009 at 7:41 am

gyh4adcqsm

Acizliğin Darbesi…

In siyaset, Türkiye, Uncategorized on Temmuz 10, 2009 at 8:52 am

Suç işleyen askerlere işledikleri suçun niteliklerine göre sivil yargı yolunu açan kanun değişikliği Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yürürlüğe girdi.TBMM, 1 Ekim’den itibaren gereken düzenlemeleri yaparak, Gül tarafından giderilmesi istenen tereddütleri de açıklığa kavuşturacak. Tüm bu değişiklerin görünen sebebi Taraf Gazetesi tarafından yayımlanan bir belge fotokopisi. Ülke gündemini bir aydır belirleyen -sahte veya gerçek olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğimiz- o belge, Ergenekon Davası adına yürütülen bir soruşturma sonucu subay emeklisi bir şahısta ele geçirildi. Darbe Belgesi’nde adı geçen albay ise tutuklanıp, kısa süre içinde serbest bırakıldı.

Bu arada farkında olmadan demokratik hayatımıza giren iki konu vardı:
1-Asker siyasete bir şekilde dahil edilmişti.
2- İktidar, polisi askere karşı caydırıcı bir denge unsuru olarak görüyordu. Ergenekon Davası bu durumun somut bir göstergesidir.

Muhalefet, adı geçen değişiklikleri iptal etmek amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne gitmeye kararlı.Bana kalırsa CHP, Silahlı Kuvvetler’e tıpkı AKP’nin polise giydirmek istediği dokunulmazlık zırhını geri vermeye çalışıyor. Parti, artık çağ dışı kalmış muhalefet anlayışının tüm örneklerini vererek iktidarı halkın gözünde alternatifsiz kılmaya sağlıyor.Görünen o ki ülkemizde muhalefet sorunu var, iktidar sorun üretmede muhalefetten daha geri planda kalmakta.

İktidara hakim olan zihniyet ise 28 Şubat Süreci’nin kuyruk acısı izlerini taşıyor. Tabanlarına söz verip gerçekleştiremedikleri hangi vaat varsa, Meclis çoğunluğuna sığınarak yapmaya kalkıyorlar. Güçlerinin yetmediği değişiklikleri geri adım atıp, uygun zamanı kollamakla yeniden deniyorlar. Bu kısır döngünün, yönetemeyen iktidarın sebebi ne olsa gerek?

Üretmeyen, daralan ekonomi bunu sebebi dostlarım… İthalatı azdıran, yabancı sermayeye koşulsuz olanaklar sağlayan, borçlanmayı zorunlu bir seçenekmiş gibi sunan, kamu ya da özel fark etmeyen kurumsal rant sağlayıcı mekanizma.Yozlaşmamızın en büyük gerekçesi bu çarpık yapı ve bu yapıya dayanan yağmacı kültür.

Şiir okudu diye müstakbel başbakanlarını hapse atanlar,artık o anlayışın yasal uşakları durumundalar. Şimdi o başbakan ise kendisine muhalefet edenleri hapse atacak kadar kendine güvenmeyen, mazlum postuna bürünmüş bir zalim. Bunun arkasında da ekonomik gerekçeler olmasın sakın?

Çankaya 1. Noteri…

In siyaset, Türkiye, toplum, Uncategorized on Temmuz 8, 2009 at 5:57 pm

Cumhurbaşkanlığı, seçilen kişiye tarafsız olma zorunluluğunu getiren bir makam. Yürütmenin de başı olan devletin bir numarasına, taraflar arasında bağımsız ve adil olma yükümlülüğüne uyma gibi dertleri olmayan kişiler seçiliyor. Bu makama getirilen politikacılar eski alışkanlıklarını terk edemeyerek, siyasete bıraktıkları yerden devam ediyorlar. Abdullah Gül bu isimlerden en önde geleni. AKP ile organik bağını koparmak bir yana parti hakkında kapatma davasına karşı Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Başbakan’la gizlice buluşacak kadar gözü kara. Hükümet tarafından gelen hiçbir yasa bugüne kadar geri çevrilmiş değil. Acaba Abdullah Gül, ettiği yeminin hakkını veremiyorsa başka yerlere kendini önceden bağladığı sözler mi verdi?

Askerleri sivil mahkemelerde yargılama hükmünü getiren Ceza Yasası’nın 250. maddesindeki değişiklik yukarıdaki sava önemli bir örnek teşkil ediyor. AKP’nin alelacele Meclis’ten geçirdiği yasanın onaylanıp, gereken değişiklerin istenmesi ortamı sakinleştirici bir anlam taşıyor sadece. TSK, siyasete dahil edilmek için yapılan çabalara evet derse yaz günü ayazda kalabiliriz.Kalabiliriz çünkü dünyanın gelişmemiş her demokrasisinde silahlı kuvvetler sürece katılırsa kolaylıkla dışarıda bırakılamıyor. Tarafsız olması gereken makamların bu hasletlerine gölge düşürmeleri,askerin içinde darbe taraftarı subaylar barındırıyor olması kadar demokratik geleneklere zarar veriyor.

2010 Yılı ve Sonrası.

In ekonomi, Emekçiler, işsizlik, kriz, siyaset, Sol, Türkiye, toplum, Uncategorized on Temmuz 1, 2009 at 7:22 am

7.5 saatlik rekor bir süre devam eden MGK toplantısı dünkü gündemin üst sırasındaydı.Akşam üzeri ise malum Belge’nin faili Albay Dursun Ali Çiçek sorgulanıp mahkemece tutuklandı.Büyüme rakamları da açıklandı bu arada, -%13.8. Ekonomi ilk çeyrekte geçen seneye göre bu oranda daralmıştı. Ekonomi ve siyaset ne kadar iç içe iki sosyal yapı. Marksist literatürde de ekonomi her şeyi düzenleyen, etkileyen başat altyapı iken siyaset ekonomiyi etkileme ve ondan etkilenme özelliğine sahip bir üst yapı kurumu diye anlatılır.

Biz kendi krizimizi yaşarken üzerine bir de Dünya Krizi eklendi. Tünelin ucunda ışık görünüp görünmediğini bilemem ama siyasi tablo istikrarsızlık içerisinde. Yönetemeyen siyaset gerçek anlamını üretemeyen ekonomide buluyor. Demokrasi bizde siyasetçilerin Meclis kulislerinde, askerlerin karargah köşelerinde, dincilerin cemaat evlerinde, zenginlerin içki sofralarında oynadığı üst düzey bir oyun ne yazık ki! Ama bu oyuna emekçiler , öğrenciler, üniversiteler,diğer sivil toplum örgütleri, aydınlar katılamaz, sebep? Devletin ali menfaatleri diye cevaplandırılır. Sonuç:Yasaklar ve 12 Eylül sonrası siyasete yabancılaşan hak arama özürlü bir halk.

Etkisiz muhalefeti kişilere bağlamak gerçek ve geçerli sebebi göstermez bana kalırsa. Bunun altında Soğuk Savaş dünyasında darbelerle, baskılarla, hapislerle yok edilmiş bir sol , karşısında ise kışkırtılmış bir sağ bulmasında yatıyor. Halkın suistimal yapmadan geçinemediği , bunu da devlete veya sermayeye kapıkulu olarak gerçekleştirdiği bir düzen bizimkisi. Yalanlarla kendimizi kandırmayalım saat değişim saati, hayatımızın öznesi olmak için emeğimizle onurumuza sahip çıkalım.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.